Biz "Şampiyon Olabilme İhtimalini" Sevdik: Türkiye-Yunanistan Maçı Üzerine

19 Eylül 2009 Cumartesi


Basketbol tarihimizin en önemli ve "stresli" maçlarından birini, Yunanistan'a karşı kaybettik. Üzgünüz... Bu kadar iyi götürmüşken turnuvayı, aldığın iki mağlubiyet de "son topla" olunca, koyuyor doğal olarak... Yendiğin İspanya ve Sırbistan çıkarken yarı finale, senin "abuk subuk" bir mantıkla bezeli klasman maçları oynayacak olman, daha da çok koyuyor haliyle...

Maçtan önce bir çok kez dile getirilmişti; Yunan lobisinin maçlara -özellikle de telafisiz maçlara- etkisi. Mümkün olduğunca bu etkiyi hafifletmek gerekti, hakemlere kalmasın diye kaderimiz. Bunun yolu da, bizden çok daha "güçsüz" ve "dar" Yunan kadrosunu, kırılma anlarında kendine skor olarak yakın tutmamaktan geçiyordu. Biz ise maçı "Yunanların" kazanması için ne gerekiyorsa yaptık sahada... (Canla başla çabaladığımız müdafaamız hariç)

Maç yazısını elimden geldiğince geciktirdim. Maçın yarattığı stres ve heyecanım yatışsın, aklı selim değerlendirmeler yapabileyim diye...

Bu Yunanistan bizden çok daha "kötü" bir takım. Bunu laf olsun diye ya da milliyetçi duygularımla söylemiyorum. İstatistiklere dayanarak söylüyorum. Bir takım maç boyunca sizden 20 ribaunt fazla almasına ve 4 kat fazla faul isabeti bulmasına rağmen yalnızca 2 sayı farkla -ve uzatmada- kazanabiliyorsa maçı, o takım sizden "potansiyelsiz" demektir.

Bunu saygısızlık olarak düşünmeyin; muhteşem bir Spanoulis izledik örneğin. Maç öncesi en çok korktuğumuz adamdı. Neden korkulması gereken bir oyuncu olduğunu bırakalım maçtaki istatistikleri söylesin: 41 dk'da 6/9 üçlük, 5/6 faul ile 23 sayı 4 ribaunt ve 7 asist ! Bu istatistikler bizim iki gardımızın toplamından fazla!


Oyunun hemen her alanında saçmaladık. Bir kere 7.5 oyunculu (Calathes ve Kalampokis 45 dakikalık maçta toplam 10 dk süre alabildi!) Yunan rotasyonuna karşı, diri kalması gereken bizdik. Buna karşılık maçın sonunda, "yorgunluk" sebebiyle akıl almaz hatalar yapan taraf biz olduk!

Spanoulis'i savunma konusunda Ömer Onan'ı 38 dk sahada tutarken, Sinan'ı yalnızca 14 dk kullandık! Ömer'den önemli skor katkısı aldık, bunu yadsımıyorum. Fakat onlar bir bakıma Hido ve Ersan'ın alması gereken sorumluluklardı. Bitime 38 saniye kala kullandığı saçma üçlüğü hatırlamak bile istemiyorum. O, Ömer'in değil Printezis'in kullanması gereken bir şuttu. Nitekim sokan da Ömer değil Printezis oldu!

Pota altındaki üstünlüğümüzü hücumda hiç kullanamadık. Ömer Aşık'ın üzerinden oynayacağımız her ikili oyundan sayı bulabilecekken, bunu çoğu kez denemedik bile...

Bir bölümde Schortsanitis'i Semih'le tutmaya çalıştık. Semih bir ara o kadar çaresiz kaldı ki, bir pozisyonda Schortsanitis smacı vursun diye 2 adım geriye kaçtı!


Maçın kontrolünü, fark fazla açılmasa da 3.5 çeyrek elimizde tutamadık. Bunun en önemli sebebi daha önce de belirttiğim gibi ribaunt ve faul isabetleri arasındaki büyük uçurumlardı. Maçı bize skor açısından yakın tutan faktörler ise, Yunanların top kayıpları ve telafi için yaptığımız müthiş özverili; fakat bir bakıma da yorucu savunmamızdı.

Ersan'ı maç boyunca verimli kullanamadık. Hep kendi şutunu yaratmaya çalıştı. İlk maçların aksine, ne tepede topla buluşturabildik, ne de boş bir üçlük yaratabildik. Ersan, Printezis'in tam zamanında gelen (!) nakavtının da etkisiyle bir türlü ritme giremedi maç boyunca.

Hedo'yu zaten 3 maçtır efektif kullanamıyorduk, yine fazla değişen bir şey olmadı. Artık "şehir efsanesi" haline gelen dizindeki ağrılardan mı, yoksa yıllardır başımızı ağrıtan meşhur "problemler"den mi orasını bilemeyeceğim. Fakat NBA'de neler yaptığını görüp, burada aynı şeyleri görememek beni fazlasıyla üzdü. Ne şut seçimleri doğruydu Hidayet'in (mucize basketleri dahil!) ne de kritik anlardaki organizasyon tercihleri. Ya da kritik anlarda ne kadar eli topa değdi ki?

"Yunanistan Türkiye'yi nasıl yenebilir?" diye bir soru sorulsa, cevabı bu maç olurdu. Yunanistan oynayan 7.5 oyuncusundan maksimum skor ve oyun katkısını aldı. Fotsis en son ne zaman 13 ribaund çekti, çok merak ediyorum örneğin; ya da Spanoulis kulüp kariyeri boyunca hiç 41 dakika sahada kaldı mı? Biz ise kadro derinliğimizi sahaya yansıtamadık, skor potanisyelimiz çok daha fazla olmasına karşın, neredeyse hiç organize hücum edemedik.

Hakemlerse yeterince konuşuldu. Yunan lobisidir, hakemlerin taraflılığıdır... Herkes fikrini söylüyor. Doğrudur, yanlıştır orası bilinmez. Fakat biz ne olursa olsun işi hakemlere bırakmamalıydık. Ya da başka bir açıdan bakarsak: Bizde yıllardır üst seviye şampiyonalarda oynuyoruz, peki niye bizim bir lobimiz yok?

Umarım İspanya, Yunanistan'ı çok farklı bir skorla yenmez de, üzüntümüz daha da büyümez!

0 yorum:

İLETİŞİM

mussano90@hotmail.com


KATKIDA BULUNANLAR

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP