Litvanya'yı Yenerken

8 Eylül 2009 Salı


Basketbol Milli Takımı'mız, Litvanya'yı yendi ve bizi bir hayli rahatlattı. Her turnuva öncesi yaşadığımız "acaba" ların genelde olumsuz yönde sonuçlanmasından; yani artık tarzımız haline gelen "bilinmezliğimiz" den bu turnuva için kurtulduğumuzdan dolayı...

Efes Cup, fazla uzatmadan söylersek: "berbat" geçmişti bizim için. Ne giren çıkan belliydi, ne ana rotasyonumuz, ne de savunmamızın sertliği. Efes Cup'tan sonra herkesin aklındaki plan şuydu: Litvanya'yı yenersek, bizim için işler iyi gidecek. Yenilirsek de, bir önceki Avrupa Şampiyonası tekerrür edebilir.(Hani şu İspanya'da sadece Çek Cumhuriyeti'ni yenebildiğimiz, hatırlanmak istenmeyen turnuva) Daha doğrusu yenilebilirdik, fakat Jasikevicius'suz, Macaijuskas'sız, Siskauskas'sız- ki üç oyuncu da, ilk beşin ana kısa silahları- Litvanya'ya yenilmek koyardı açıkçası...

Şu an halen maçın etkisinde olduğumdan, çok coşkuluyum. Zihnimde pozisyonlar ve ana aktörler hala canlıyken, bir şeyler yazmadan olmazdı.

Maça 4-0'la ve daha da önemlisi doğru oyunlarla başlamamız (örneğin uzun tartışmaların ardından sonunda maça 4 numarada başlayan Ersan'a, tepede şut yaratmadaki başarımız ve Litvanya'lıların pick and roll'lerine karşı savunmadaki gayretimiz) hem maçı izleyen bizlere, hem de sahadaki 12 dev adama büyük moral verdi. İlk periyodun yıldızları, skoru sürükleyen Ersan ve oyunu okumadaki başarısıyla kaptan Hidayet'ti. Çeyreğin sonunda biraz bocalayıp, Litvanya'nın bizi yakalamasına izin versekte, bu maçın çok farklı geçeceği belli olmuştu bir kere. Belki yenilecektik, fakat bu hediye bir mağlubiyet olmayacaktı...

İlk yarıdaki en önemli sorunumuz, pota altındaki mücadeledeydi. Özellikle kötü gününde olan Semih'in ve maça biraz tutuk başlayan Ömer Aşık'ın, fizik açıdan güçlü Litvanya pota altıyla "yetersiz" mücadelesi, "yeterli" performansı gösterememesine neden oldu takımımızın. Fakat Oğuz Savaş bu aralıkta, dört gözle beklediğimiz itfaiye gibi duruma müdahale etti ve Litvanya'lıların pota altındaki ateşini "tamamen" söndürdü.

Oğuz'un maç boyunca gösterdiği müthiş performans (özellikle savunmada ve kritik anlarda hücumda) kağıt üstünde üstün gözüken Litvanya pota altıyla aramızdaki farkı sıfırlayınca, kısalarımız konuşmaya başladı bu kez. Üçüncü periyodun başında Sinan ve Ender'den gelen peş peşe üçlüklerle, son günlerin moda değimiyle: fark yaratmaya başladık. Ersan ve Hidayet'in skor anlamında bizi süreklediği ilk yarıdan gelen yorgunlukları, bu sayede fazla vurucu etki yaratmadı takımımız için.

Maçın son çeyreğinde ise nihayet kendine gelen Ömer Aşık; ve son yıllarda izlediğimiz en iyi Ender'le, galibiyet bize doğru geldiğini belli eder oldu. Özellikle Ender, maça ilk beş başlayan; fakat hemen hemen hiç verim alamadığımız Kerem ve Engin'in yerine de oynayarak, maçın adamlarından biri, belki de birincisi oldu. Son anlardaki kritik faul isabetleri de cabası!

Polonya televizyonu ve hakemlere de değinmeden geçemeyeceğim. Üzgünüm ama, neşeli olmama rağmen biraz çemkireceğim kendilerine. Litvanya'nın yaptığı sert faullere, maç süresince bir çok kez göz yummaları, bir hakem faciasına sürükleseydi bizi; ne olurdu diye düşünmek bile istemiyorum. Özellikle son çeyrekte, Hidayet ve Ersan başta olmak üzere resmen dayak yedik.

Polonya televizyonuysa, özellikle sahayı görmekte zorlandığımız kamera açıları (on oyuncuyu da görmekte bir hayli zorlandık) ve faul atışları sırasında ekrandaki saçma-sapan daralmalarla, bize bir hayli lanet okuttu.

Henüz maçın başındaki 24 saniye saatindeki elektronik sorun da,"Acaba bizim düzenlediğimiz bir turnuvada bu aksaklıklar olsa, neler denirdi?" dedirtti açıkcası...(ki şimdiye kadar düzenlediğimiz her uluslararası spor organizasyonundan, alnımızın akıyla çıkmamamıza rağmen!)

Maçın üç adamını soracak olursanız, 1.'liği böyle bir performansı hiç beklemediğim; fakat içten hoşgeldinlerle karşıladığım Oğuz Savaş'a, 2.'liği Ender'e veririm. 3.'lüğü de, beklediğimiz skor katkısını ve liderlik potansiyellerini sahaya döktükleri için Hidayet ve Ersan arasında paylaştırırım.

Burada bir parantez de Memo'ya açmak istiyorum. Kendisini tüm kariyeri boyunca desteklemiş, All-Star olabilmesi adına lise hayatım boyunca sınıfı örgütleyip her gün oy attırmış biri olarak, bu maçı izlerken neler hissetti, çok merak ediyorum. Bir oyuncu yorgun ya da sakat olabilir. Bu da yoğun Nba sezonu sonunda çok doğaldır. Fakat "sistem bana uymuyor", "milli takımın oyun düzeninde kendimi rahat hissetmiyorum" gibi bahaneler ortaya sürmek; ne onun kalibresindeki bir "all-star'a", ne de onun kişiliğindeki bir insana yakışıyor. Hem bize, hem de kendi kariyerine haksızlık ettiğini düşünüyorum. Fakat Milli takımda görmek istediğimiz Memo, sadece canı isteyince ribaund çeken, arada bir üçlük atan Memo değil; en az bugünkü Oğuz Savaş kadar mücadele edecek Memo'dur. Bu da evrene mesajımız olsun...

Yarınki yeni heyecan durağımız, Bulgaristan. Umarım bu kez Ömer Onan da aramızda olur ve 2. tur grubuna doğru yelkenleri açarız.

0 yorum:

İLETİŞİM

mussano90@hotmail.com


KATKIDA BULUNANLAR

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP