Miras Değil Alın Teri: 69-64

15 Eylül 2009 Salı


Artık söylenecek fazla bir şey yok. 12 Dev Adam kazanmadık maç, savaşmadık salon bırakmadı. Şu an her yerde "final" çığlıkları atılsa da, yolun hala çok uzun ve zorlu olduğunu bir kenara yazmakta fayda var.

Sırplar ne olursa olsun bir ekol demiştik. Bunu Bodiroga, Stojakovic, Divac gibi oyuncularla aynı kanı taşıdığını gösteren 22 yaşındaki -bize göre genç, Sırplara göre "tecrübeli"- gard Teodosiç ilk periyodda fazlasıyla kanıtladı. Bir oyun kurucunun ne yapması gerekiyorsa hepsini yaptı. Şut, ikili oyun, penetre vs... Kerem Tunçeri gibi zeki ve tecrübeli bir gardımız olmasaydı, bir hayli zorlanabilirdik.

İlk periyodda iki koç da sürpriz işler yaptılar. Takımın en skoreri Nenad Krstiç, oyuna en son giren uzun rolündeydi, Sırbistan tarafında! Biz ise 7 dakika boyunca oyuncu değiştirmedik. Tanjeviç'ten beklenecek iş değildi!

Ersan'a nazar değmesin diye fazla konuşmak istemedim ilk 4 maçta; ama artık rahatız. Bu yazıyı biraz da onun performansına kaydırmakta yarar var.


Barcelona gibi bir takımda ve NBA'de oynamak, hele genç bir oyuncuysanız gelişiminiz açısından çok önemlidir. Genç takımda oynarken, iki ağır diz ameliyatı geçirmiş bir oyuncu için 22 yaşında milli takımda sorumluluk alacak seviyeye gelmek de, kenara atılacak bir başarı değildir. Bugün aynı yaşta ve pozisyonda olduğunuz Velickovic, 4'te 4 üçlük attığı bir gecede, son periyotta top eline geldiğinde tir-tir titriyor; siz ise 4 faullü olmanıza karşın uzatma devresinde sazı -hem savunmada hem hücumda- elinize almaktan çekinmiyorsanız, büyük oyuncusunuz demektir. Ersan, müthiş bir potansiyele sahip olmanın getirdiklerini, her zaman çalışmaya açık yapısıyla kat-kat katladı şu güne kadar. Çok yakın gelecekte bir ALL-STAR'ımız daha olabilir. Hido'yu da katarsak 2! Fakat bir Avrupa Şampiyonası MVP'sine sahip olmak, çok daha yakın bir ihtimal gibi duruyor!

Yeniden maç analizine dönelim. Sırplar savunmada sert, hücumdaysa paylaşımcı bir takım; fakat Teodosic sahada olduğunda! Yedek gardları Markoviç iyiki hafif sakattı. Yoksa bu kötü oyununa bir bahane üretemeyebilirdi. Özellikle son çeyrekte kaçırdığı 3 bomboş 3'lükle bize rahat nefes aldırdı.

Maç boyunca işler "gizli" kontrolümüz altındaydı aslında. İlk yarının sonlarını Sinan ve Ender'in savunma sihirbazlıklarıyla iyi oynadık. Hidayet %30'la değil, %70 kapasiteyle oynayabilse, maçı 3. periyodda çözebilirdik. Nitekim bir ara 7 sayıya kadar çıkarmıştık farkı. Hidayet'in şut istatistiğine bakmaya çekindim maç sona erdiğinde.

Açık ara şampiyonanın bugüne kadarki en "yorucu" maçını oynadık. Uzatma oynamak bir yana, tamamen fizik gücün konuştuğu ve sert eşleşmelerin yaşandığı bir karşılaşma oldu. Bu turnuvanın bize kazandırdığı bir özellik de, sürekli artan zorluk derecelerine ve sertliklere rağmen maçlarda sakin kalabilmeyi başarmak oldu.

Uzatmada Sırbistan gibi bir takıma karşı kazanmak, mesaj göndermek açısından önemliydi. Mesajın özeti işe şuydu: "Biz en sert oynayan takıma karşı bile pes etmedik. Uzatmada sayı bile yemeden galip geldik!"

Şimdiki rakibimiz Slovenya. Bugün, artık dar rotasyon sebebiyle "pili biten" Polonya'yı rahat geçtiler. Çarşamba günü liderlik maçına çıkacağız. Daha hem sevinme, hem dinlenme, hem de daha detaylı değerlendirmeler yapabilme şansımız varken, yazıyı 12 Dev ve 5 akil adama kocamaaaan bir "TEŞEKKÜR" ile bitirsem yerinde olacak...

0 yorum:

İLETİŞİM

mussano90@hotmail.com


KATKIDA BULUNANLAR

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP