Türk Futbolundaki "Planlama" Tartışmaları Üzerine

15 Ekim 2009 Perşembe


Ermenistan'ı 2-0 yendik ve bir dönem böylece sona erdi. Türk futboluna büyük başarılar kazandırmış Fatih Terim, teknik direktörlük görevini bıraktı. Tüm teknik ekibe ben de kendi adıma teşekkür ediyorum. Ancak bu ayrılığın doğru zamanda gerçekleştiğini ve isabetli bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Dünya Kupası'na katılamamak bizim için üzücü oldu belki; fakat bir o kadar da faydalı bir olay olabilir, eğer doğru adımlar atılırsa...

Maç sonrasında Ntv'de yayınlanan "%100 Futbol" programında Rıdvan Dilmen'i dinliyordum. Türkiye'nin bana göre 3-5 mantıklı konuşan yorumcusundan biri olan Rıdvan, kendine göre haklı nedenlerle teknik heyeti savunan açıklamalar yaptı: "İnsanlar sürekli federasyon çalışanlarının ve Milli Takım antrenörlerinin aldığı paralarla ilgileniyorlar, hangi şartlar altında nasıl çabalar gösterdiklerini bilmiyorlar. Gecelerini gündüzlerine katarak çalışıyorlar" dedi.

Öncelikle söylemeliyim ki, bu sığ tartışmaları bende oldukça "bayağı" buluyorum. Ancak mademki bu insanlar gecelerini gündüzüne katarak çalışmalarına karşın futbolumuz ileri gideceğine geriye gitti, bunu açıklamak için de bir sebep bulamıyorum. "Demek ki bu insanlar yeteneksizmiş" demek geliyor içimden.


Çok değil, bundan 3-4 sene önce Dünya Şampiyonası'nda yarı final, Avrupa Şampiyonası'nda ise final oynamış bir 17 yaş altı Milli Takımımız vardı. Hocası da, Türk futbolunda hala değerinin yeterli derecede anlaşılamamış olduğunu düşündüğüm Abdullah Avcı'ydı. Fakat ne hikmetse Abdullah Avcı bu başarılarının peşine en azından Ümit Milli Takımı haketmişken, federasyon adına çalışmayı bıraktı -ya da bıraktırıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde göreve başladıktan sonra neler yaptığı da ortada. Türkiye'nin uzun vadeli bir sistemi ve planlaması olan, kendi ölçülerinde en istikrarlı takımını yarattı.

Fatih Terim görev süresi boyunca "Milli Takımlar Baş Sorumlusu" adı altında çalışıyordu. Yani sadece A takım antrenörü değil, tüm Milli Takımların patronu konumundaydı zaten. Şimdi ise birdenbire Fatih Terim'in büyük projelerinin olduğu ortaya çıktı; ve Türk futbolu için mutlaka yeni görevler alması gerektiği söyleniyor. Bence Terim'in eğer böyle bir ideali varsa, görev aldığı son 4-5 yıl bunun için uygundu. Kimse bana "Adam zaten A Milli Takımın maçlarıyla, rakipleriyle ve medyayla boğuşuyordu; bir de bu işlere mi el atacaktı?" demesin. Çünkü Milli Takımla birlikte bir kulüp takımı da çalıştırabileceğini söyleyen kendisiydi. Demek ki bu işler için de vakti vardı.

Size isterseniz son Terim döneminde Ümit Milli Takımı çalıştıran antrenörleri sayayım: Reha Kapsal, Ümit Davala ve Hami Mandıralı... Bunlar ilk anda aklıma gelenler, belki unuttuğum biri bile olabilir.

Peki Ümit Milli Takımımız başta olmak üzere U (altyapı) takımlarımız ne yaptı son 4 yılda? Kocaman bir hiç... Daha geçen sene Avrupa Şampiyonası'na katılma yolunda Belarus gibi bizden 2-3 gömlek aşağıdaki bir takıma elendi Ümit Milli Takımımız. Şu sıralar düzenlenen 20 Yaş Altı Dünya Kupası'nda ise Macaristan gibi, Avrupa Kupaları'nda kulüp takımları bizim takımlarımızla eşleştiğinde 4-5 farklı galibiyetler aldığımız bir ülke yarı final oynarken, biz turnuvaya katılamadık bile! Katılma hakkı yakalayan ülkeleri saysam, dudağınız uçuklar...


Rıdvan'ın savunduğu bir diğer konu, Türk futbolunun yönetiminde de Avrupa ülkelerindeki gibi futbolun içinden gelen isimlerin aktif rol alması gerektiğiydi. Bu konu hakkında Platini'den tutup İspanya ve Fransa Futbol Federasyonları'nın başkanlarına kadar uzanan örnekler verdi. Federasyon Başkanlığı hariç, sanki şu anda neredeyse bütün milli takımlarımızın teknik kadrolarındaki isimler eski futbolcu değilmiş gibi! Ya da şöyle söylemek daha doğru olur: Türk futbolunda artık önemli olan kimin hangi görevi yapması gerektiğinden çok, o göreve altından en iyi kalkabilecek adamın seçilmesidir. Bu kişinin futbolun içinden ya da dışından gelmesinin bence hiç bir önemi yok.

Şu an bizim yapmamız gereken en önemli işlerden biri, Abdullah Avcı gibi teknik adamların sayısını çoğaltmak ve bunların doğru yerlerde görevlendirilmesini sağlamaktır. Yoksa öyle her futbolu bırakan kariyerli oyuncuya hemen antrenörlük vermekle bir yere varamayız.

Milli takımlar düzeyinde futbolcu sayısı olarak hala 75 milyonluk nüfus için çok komik rakamlarda olsak da, bunun önündeki asıl sorunun işte bu "öğretici" problemleri olduğunu düşünüyorum. Çok basit bir örnek gibi gelebilir belki ama: Beden Eğitimi Öğretmeni olmak, birçoğumuz için bir idealite olmaktan öte, üniversite okumanın ıskarta şanslarından biri olarak görülmüyor mu sanki?

0 yorum:

İLETİŞİM

mussano90@hotmail.com


KATKIDA BULUNANLAR

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP