Galatasaray'ın Zor Günleri

20 Kasım 2009 Cuma


Galatasaray son günlerde birçok meseleyle uğraşıyor. İlk olarak ciddi itibar kaybına yol açan ve dillere sakız olan Cemal Nalga olayı ve bununla bağlantılı olarak asbaşkan Yiğit Şardan'ın istifası; Arda Turan'ın domuz gribine yakalanması ve domuz gribinin etkilerinin yalnızca Arda'yla sınırlı kalmayıp altyapıları da vurması, kulüp içindeki alarm seviyesinin kırmızıya yükselmesine neden oldu.

Cemal Nalga'yı sona bırakarak, (işin karmaşıklığını da düşünürsek) önce diğer olaylar hakkında iki kelime etmekte yarar var.

Arda'nın domuz gribine yakalanması ve bu sebeple haftasonu oynanacak Manisaspor maçında forma giyemeyecek olması kısa vadede fazla problem teşkil etmeyecek. Sonuçta kaptanın sağlığı bir maçta oynayamayacak olmasından çok daha önemli. Ayrıca Keita ve Elano'nun cezalarının bittiğini de göz önüne alırsak, Arda'nın yokluğunun dezavantajının kapatılabileceğini söyleyebiliriz.


Burada kafamı kurcalayan şey, Arda'nın domuz gribi virüsünü 2 günlük iznini geçirdiği yurtdışında kapması. Domuz gribi son günlerin dünya çapında en büyük sorunuyken, Arda neden kendine dikkat etmeyip 2 gün için yurtdışına tatile gider anlayabilmiş değilim.


Arda'nın üstüne çok fazla gidilmesinden rahatsız biri olarak kaptana fazla sataşmam abes kaçar. Nitekim durumunun da oldukça iyi olduğunu söyledi. Biz de acil şifalar dileyelim...

Domuz gribinin Galatasaray'a etkileri Arda'yla sınırlı kalmadı ne yazık ki. Altyapılarda çalışan teknik adamlar ve genç futbolculardan da toplam 7 kişide domuz gribi virüsüne rastlandı. Bunun üzerine kulüp federasyona başvurarak maçlarının ertelenmesini istedi. Fedarasyon da sağduyulu ve tedbirli davranarak isteği kabul etti.

Gelelim büyük fırtınalar koparan Cemal Nalga vakasına... Her kafadan bir sesin çıktığı spor kamuoyunda olayın özünü anlayabilmek oldukça zor olsa da, kendi çapımda öğrenebildiklerimi kısaca özetlemeye çalışacağım.

Galatasaray Cafe Crown'un pivotu Cemal Nalga'nın geçtiğimiz sezondan gelen 3 maçlık cezası bulunuyordu. Ancak Galatasaray Basketbol Takımı teknik kadrosu, sezon öncesi oynanan hazırlık maçlarında Cemal'i bir başka oyuncu Tufan Ersöz'ün formasını giydirerek oynattı. Hazırlık maçları da yurtdışında oynandığı için "Nasılsa kimsenin haberi olmaz" diye düşünüldü. Bu neresinden bakılırsa bakılsın çok çirkin bir olay, burası tartışılmaz. Ancak işin çok daha karmaşık boyutları var.

Bir kere herşeyden önce cezaların çekilmesi konusunda Türkiye Basketbol Federasyonu kurallarına göre hazırlık maçı-resmi maç ayrımı yok. Yani cezaların resmi maçlarda çekildiği çoğu Avrupa Ligi'nin aksine, bizde sırf cezanın dolması için keyfi hazırlık maçları oynayabilirsiniz. Nitekim bu sayede Cemal Nalga ligin ilk maçına yetişebildi. Fakat işi bayağılaştıran olay Cemal Nalga'nın hazırlık maçlarında da oynatılarak cezasını hiçbir şekilde çekmemiş olması!

Bir başka traji-komik durum ise federasyonun ve medyanın bu olaydan üzerinden 2 ay geçtikten sonra haberinin olması! Burada Basketbol Fedarasyonun da ciddi hataları var. Ligin ilk maçında Galatasarayla karşılaşan Oyak Renault, bu konuda fedarasyona itirazda bulunmuş; ancak fedarasyon hazırlık maçlarına dair yalnızca Galatasaray cephesinden belge istemişti. Dolayısıyla maçlarda Cemal Nalga'nın değil, Tufan Ersöz'ün oynadığı görülüyordu. Fakat sonuç olarak eğrisi doğrusunu buldu ve yalancının mumu 2 ay yanabildi...

Bunun üzerine Galatasaray yönetimi gerekeni yaptı ve antrenör Okan Çevik başta olmak üzere tüm teknik kadronun görevine son verdi. Ayrıca basketbol şube sorumlusu Ahmet Dedehayır'ın da -ki zaten uzun süredir tartışılan bir isimdi- görevinden ayrılması bekleniyor.

Fakat burada olan Yiğit Şardan'a oldu. Galatasaray, Yiğit Şardan gibi dürüst ve başarılı bir yöneticiyi kaybetti. Yiğit Şardan olaydan hiçbir şekilde haberdar olmamasına karşın, basketboldan sorumlu en üst düzey yönetici olarak kendini istifa etmek zorunda hissetti. Bu bile onun ne kadar duyarlı ve dürüst bir adam olduğunu gösteriyor. Fakat bana kalırsa yönetimdeki en önemli adamlardan birini yoktan yere kaybetmiş olmak, ileriki zamanlarda kulübü ciddi biçimde etkileyebilir. (Örneğin Mart ayındaki kongre)


Basın da doğal olarak bu büyük malzemeyi kaçırmadı. Fakat futbol dışı branşlara ne kadar az önem verildiğini, yalnızca Cemal Nalga olayını zamanında farkedememelerinden değil; (zaten sezon öncesi hazırlık maçlarını geçtim, kulüplerimizin Avrupa maçlarına bile doğru dürüst muhabir göndermiyorlar!) konuyla ilgili olarak yorum yapabilecek bir basketbol otoritesi bulamayıp işi Erman Toroğlu'na devretmelerinden anlayabiliriz. O da doğal olarak bu büyük ucuz provakasyon fırsatını kaçırmamış. İşi basketbol boyutundan çıkarıp futbol ağırlıklı seyirde Adnan Polat'ın istifasına kadar getirmesi ise ayrı bir komedi! Ucuzluğa ucuzlukla karşılık verip: "Aynı şeyi Fenerbahçe yapsa, Aziz Yıldırım'a aynı şeyleri söyleyebilir miydiniz?" diye sorası geliyor insanın:

"Böyle bir şey Japonya'da olsaydı kulüp başkanı kesinlikle intihar ederdi..."

"Bir maç hata yapabilirsin, ama 3 maç üst üste 2.08'lik adamı göstere göstere rakiplere geçirirsen, bunun adı hatadan çıkar, kasıta girer, puan gaspına girer..." (Nalga'nın lig maçlarında oynatıldığını sanıyor!)

"Galatasaray, önce Beko Basketbol Ligi sponsoru Beko'nun, sonra kendi sponsoru Cafe Crown'ın adını kirletti... "(Beko ve Ülker böyle düşünse zaten anında sponsorluktan çekilirlerdi. Hatta aynı gazetede Ülker'in sponsorluğa devam edeceği hakkında bir haber var!)

Bu ucuz yazının tamamı işte burada..

0 yorum:

İLETİŞİM

mussano90@hotmail.com


KATKIDA BULUNANLAR

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP