Türkiye'de Teknik Direktör Olmak

1 Aralık 2009 Salı


*** Türkiye'de teknik direktörlük yapan yerli bir hocaysanız uzun süreli sözleşme yapamazsınız. Yapsanız dahi, bu beş kuruş tazminat alamadan ayrılamayacağınız anlamına gelmez. Ya araya hatır gönül işi girer, ya da hakkınızı aramaya kalktığınızda "paragöz adam" olarak anlaşılma tehlikesi bulunduğundan daha sonra başka bir takımdan teklif alabilmeniz zorlaşır. Ayrıca federasyon nezdinde de, sizi kulüplere karşı korumaya yönelik uygulanabilir yaptırımlar yoktur... bkz: Hikmet Karaman olayı...

*** Eğer elinizde -yıllardır olduğu gibi- düşük bütçeli ve toplama bir kadro varsa dahi kötü sonuçlar almaya hakkınız yoktur. Türkiye'de, savunmanızın Avrupa'nın 2. Liglerinden gelen oyunculardan kurulu olması ya da takımda çok sayıda genç futbolcunun bulunması bir önem teşkil etmez. Bu durum kulüp başkanının soyunma odasına girip futbolcularınızın önünde size ayar çekmeye çalışmasını engellemez... bkz: Denizlispor-Ali İpek...

*** Eğer siz geçiminizi teknik direktörlükten sağlıyorsanız, mecburen tüm bunlara katlanıp yine de böyle takımlarda çalışırsınız. bkz: Hakan Kutlu'nun Denizlispor'a teknik direktör olması, ya da olaydan sonra takımı devralmaya mecburen razı gelecek x bir teknik direktör...

*** Kulüp başkanları futbolu en az teknik direktörler kadar iyi bilirler. Daha doğrusu öyle zannederler. (Hatta kahvede maç izlerken bizler bile böyle düşünürüz.) Platon futbolu görebilseydi "ideal futbol yönetimi" hakkında muhtemelen şöyle derdi: "Ya teknik direktörler başkan olmalı, ya da başkanlar teknik direktör"...

*** Eğer Türkiye'de çalışan yabancı bir teknik adamsanız, hayatınızda yaşamadığınız garipliklere burada şahit olabilirsiniz. Hatta tüm yaşam görüşünüz kökten değişebilir. Kontrat anlamında yerli hocalardan daha şanslı olduğunuz için hata yapma lüksünüz yoktur. Dolayısıyla sizden önce transfer edilen bir oyuncuyu, sisteminize uymasa bile yönetimin hatasının üstünü örtmek için oynatmak zorundasınızdır. (Eğer Türk bir hocaysanız zaten sisteminize uygun oyuncu alabilme-oynatabilme lüksünüz hiç yoktur.) bkz: Hugo Bross'un Trabzonspor'dan ayrıldıktan sonraki açıklamaları...

*** Tarihte Türkiye topraklarına ayak basmış en kariyerli hocalardan biriyseniz bile medya sizi en kısa yoldan göndermeye bakar. Yani futbol felsefenizin, başarılarınızın ya da başaracaklarınızın hiçbir önemi yoktur. Gönderilmek için yalnızca iki hafta üst üste puan kaybetmeniz yeterlidir. Bebeğinizin doğumu için eşinizin yanına gitmeniz, kaçmanız anlamına gelir... bkz: Frank Rijkaard'ın Bursaspor maçında takımının başında yer alamaması üzerine yazılıp çizilenler...

*** Daha önce 3 kez çalışıp, 3 kez gönderildiğiniz kulübe tekrar geri döndüğünüzde: "Bizim Alex Ferguson'umuz olacak" demeçleriyle karşılanırsınız. Halbuki ilk döneminizde gönderilmemiş olsanız, bir takımda uzun süreli çalışma konusunda verilen örnek Ferguson değil, siz olurdunuz. bkz: Şenol Güneş'in Trabzonspor'daki 4. dönemi...

*** Türkiye'de yalnızca iki teknik direktörün -Fatih Terim ve Mustafa Denizli'nin- ismi anılır. Çünkü gerekli sabrın gösterildiği şanslı kişiler yalnızca onlardır. Memleketten teknik direktör çıkmamasının nedeni yeteneksizlik değil, güvensizlik ve sabırsızlıktır. bkz: Milli Takımın teknik direktörü yerli mi, yabancı mı olsun tartışmaları ve Yılmaz Vural'ın bu konudaki açıklamaları...

Bunlar ülkemiz futbolundaki "teknik direktörlük anlayışı" hakkında yalnızca son bir ay içinde şahit olduğumuz örnekler. Bir ayda konu hakkında bu kadar örnek çıkıyorsa, sorunun bütününü yazmak bayağı bir süre alabilir. İstisnalara da saygı duyduğumu belirteyim...

0 yorum:

İLETİŞİM

mussano90@hotmail.com


KATKIDA BULUNANLAR

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP