Dwyane Wade Üzerine

15 Şubat 2010 Pazartesi

Hani herhangi bir alanda, onunla hiç tanışmamış olmanıza rağmen, sadece ekranda gördükleriniz üzerinden kendinize yakın hissettiğiniz biri olur ya; benim için bu isim NBA'de Dwyane Wade'dir. Wade sahadaki duruşu, top sürüşü, dozunda ağırbaşlılığı ve kötü de oynasa elinden geleni yaptığını bildiğiniz yapısıyla benim için son 10 yılın oyuncusudur. (Bu arada resmi olarak son 10 yılın basketbolcusu seçilen Kobe'ye de saygılarımızı sunalım)

Wade ile ilk tanışmam 2004 play-off'larına dayanır. O zamanlar basketbolla aktif olarak ilgilenmeme rağmen, NBA'de neyin ne olduğu konusunda yeni yeni bilgiler ediniyordum. Draft neymiş?, play-off'lar kaç maç üzerinden oynanır?, post-up neymiş?, transition neymiş? vs... Wade'i yanılmıyorsam, spor haberleri sırasında geçen bir bantta Miami formasıyla bir play-off maçında son saniye basketi atarken görmüştüm. Daha sonra kimmiş bu adam diye merak ettim ve LeBron dışında kimlerin yer aldığını bilmediğim -sonradan efsaneleşen- 2003 Draftıyla (4. sıradan seçilerek) lige dahil olduğunu öğrendim.

D-Wade, o zamanlar oyun kurucu olarak oynuyordu. Fakat şutu çok kötüydü. Şutu yüzünden o zamanlar şimdiki gibi komple bir skorer değil, yalnızca öldürücü driplingleri ve atletizmi gibi kendine has yetenekleri olan, gelecek vaadeden genç bir çaylaktı. Ancak Miami'yi tek başına play-off'a sokan bir çaylak... Potaya giderken gösterdiği patlayıcılık ise ona, daha sonra Shaq tarafından verilecek "the Flash" lakabını kazandıracaktı.

Yıllar geçti, Wade kendisinden beklenmeyen, fakat benim onun hakkındaki hislerimde yanılmadığımı gösteren bir patlama gerçekleştirdi. Önce orta mesafe şutuna belirli bir istikrar kazandırdı. Artık onu bir-iki adım geriden savunmanız sayı bulmasına engel değildi; çünkü yalnızca çembere giderek değil şutla da sayı atabiliyordu. Ardından ilk all-star maçına henüz NBA'deki ikinci sezonunda çıktı. Wade yavaş yavaş dikkat çeken, potansiyeli yüksek bir genç basketbolcudan, herkesçe tanınan bir yıldız olmaya doğru ilerliyordu.

2006 yılı Wade'in kariyerinin zirve yaptığı yıl oldu. NBA'e adım attıktan yalnızca 4 yıl sonra, Miami Heat formasıyla NBA Şampiyonluğunu kazandı. Miami'nin kadrosu o dönem şüphesiz ligin en iyi kadrolarından birisiydi; ancak takımını sırtında taşıyan adam Wade olacak, tüm takımlar Miami'nin yıldızları arasında en çok ona önlem alacaktı. Alonzo Mourning, James Posey, Gary Payton, Antoine Walker, Jason Williams ve en önemlisi Shaquille O'neal gibi oyunculara o değil, onlar Wade'e yardımcı olacaklardı. Nitekim Dallas'a karşı 2-0 geriden gelip, 4-2 kazanılan unutulmaz final serisinin MVP'si de Wade oldu. Böylece Shaq, ilk kez şampiyon olduğu bir sezonda finallerin MVP'si olamıyordu. Wade, bir bakıma Kobe'nin bile yapamadığı birşeyi başarmıştı.

Ardından her çıkışın bir inişi olduğu gibi, Miami'de düşüşe geçti. Wade dışındaki tüm oyuncular birer birer takımdan ayrıldı. Zaten şu anda takımda o dönemdeki kadrodan yalnızca Wade, Udonis Haslem ve Dorell Wright bulunuyor.

İşte bu düşüş döneminde, Wade bir de omuzundan sakatlanarak uzun süreli bir sakatlık dönemi geçirince, Miami epey bir aradan sonra play-off'a kalamadı. Wade döndüğünde ise artık bir Robin'i yoktu. Günümüze uzanan 2 yıllık zaman diliminde ise Wade, yanına yardımcı bulamadığından, bireysel istatistiklerini geliştirerek kariyerine bir de sayı krallığı ekledi. Fakat onu birazcık tanıyanlar ve anlayarak izleyenler, onun için bireysel başarının her zaman takım başarısının gerisinde olduğunu bilir. Zaten sayı krallığı da takımını ileri taşıma arzusundan kaynaklanıyordu.

Wade'in unutulmaz performanslarından birisi sakat sakat oynadığı, 2005 sezonu Miami-Detroit Doğu Konferansı Final Serisi'ydi. Wade yanlış hatırlamıyorsam göğüs kaslarındaki bir sorun nedeniyle, serinin son maçına göğsü bandajlı çıkmış, zıplamakta bile zorlanmasına rağmen takımını son dakikalara kadar sırtında taşımıştı. İşte o maç beni bu adama bağlayan nedenlerden biridir.

O maç, benim dışımda da birçok insanı Wade'e yakınlaştırmış olacak ki, ertesi yıl sağlıklı Wade'in bu kez Detroit' ten rövanşı alması ve akabinde NBA Şampiyonluğuna uzanmasının da etkisiyle, onu 2 sezon boyunca NBA'de forması en çok satılan oyuncu yaptı.

Wade tüm başarılarına rağmen, kariyeri boyunca reklam potansiyeli ve süperstar egosu ondan daha yüksek olan 2003 draftının bir numarası, yakın arkadaşı LeBron James'in ardından anıldı. Oysaki Wade, LeBron'un hala sahip olamadığı iki şeye sahip: Şampiyonluk yüzüğü ve Finallerin MVP'si ödülü...

Tüm bu yazıyı yazma nedenim ise, ona olan hayranlığım kadar, kazandığı All-Star MVP'si ödülünden duyduğum mutluluktu. LeBron her zamanki gibi egosuna hakim olamayıp, maçı ve MVP ödülünü takımı Doğu'nun elinden almak üzereydi ki, Wade son topta Carmelo'ya karşı galibiyeti savunup, belki de yıllardır hakkı olan ödülü kazandı. Çünkü Wade yıllardır All-Star maçlarında egosuz oynayan, şova katkı sunmak için oraya gelen birkaç yıldızdan biriydi. LeBron'un 2006'da sadece atarak aldığı ödülün aksine, o bunu tam 11 asist yaparak kazandı. Ödülü eline alırken yaşadığı heyecan ve mutluluk da, hak ederek kazanmanın verdiği gururun eseriydi...

0 yorum:

İLETİŞİM

mussano90@hotmail.com


KATKIDA BULUNANLAR

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP