Ailemizin Takımı Barcelona

29 Nisan 2010 Perşembe


Öncelikle maçın hakkını verelim. Pozisyon açısından kısır geçse de, içinde barındırdığı hikayeler ve taktik mücadelelerle tam beklendiği gibi bir maç oldu. 1 aydır tozunu almaya üşendiğim televizyonun camını, maçı daha dikkatli takip edebilmek için sonunda sildim mesela...

Çoğumuz belki de yıl boyunca taraftarı olduğu takımdan daha fazla izledik Barcelona'yı. Neredeyse her haftasonu lig, haftaiçi de Şampiyonlar Ligi maçlarını, NTV'den ve şifreye girmediği ya da günü Papatyam'la çakışmağı sürece Star'dan ekran başına kilitlenip seyrettik.

Bunun iyi tarafları olduğu kadar, kötü tarafları da oldu tabii. İşler iyi giderken nasıl Guardiola kral, Messi uzaylı, Xavi Einstein'sa; 84 dakika gol atamayınca tablo tersine döndü. 10 kişi Inter'i eleyemeyen beceriksiz takım oldular.

Bu da yetmezmiş gibi, dünyanın en antipatik takımı ve hocasına da şovlarını yaptırdılar. Eğer koskoca Inter 10 kişiyi ceza yayına dizip savunma yapmaktan utanmıyorsa, benim diyecek sözüm yok. Ha o savunmayı müthiş yaptılar, o ayrı. Adeta top kornere çıkınca seviniyorlar, nasılsa karşılarız diye! Savunmayı o denli istekli ve ezberden yapıyorlar.

Barcelona'yı yenecek formülü elbet birgün birisi bulacaktı. Benim dileğim bunun Barcelona'yla kafa kafaya top oynayarak, en azından hücum yoluyla yapılmasıydı. Ama bu gerçekleşmedi ve bence futbol kaybetti.

Maçtan sonra İspanyol meslektaşım ve adaşım Alberto Mussano'nun benimle paylaştığı fikirleri şöyleydi. Aynen aktarıyorum:

"Guardiola futbolu bilmiyor. Bunu da ben söylüyorum, yani Alberto Mussano! Eğer Guardiola futboldan zerre anlasaydı Inter 10 kişi kaldığı anda Henry'i, İbrahimovic'in yanına oyuna sürerdi. Ama yok, o "küçük dağları ben yarattım" havasından vazgeçmiyor. Geçen sene karşısına Mourinho çıkmayınca, Real Madrid bu seneki kadro kalitesinden uzakta olunca bütün kupaları toplamıştı. Hala kendini geçen seneki futbol ortamı içinde oynuyor sanıyor.

Guardiola belli ki ne geçen sene oynadığı Chelsea maçlarından, ne de bir hafta önceki Inter maçından en ufak bir ders çıkarmamış. Inter'in bu sezon 2. turda oynadığı deplasmandaki Chelsea maçını videoya koyup izlememiş bile! En azından Chelsea-Inter maçını izlemiş olsa, Inter'in deplasmanda nasıl 11 kişiyle savunma yaptığını, Samuel ve Lucio'nun Ibrahimovic'i bugün yaptıkları gibi nasıl futboldan soğutabileceklerini anlardı. Iniesta'nın geçen yıl Stamford Bridge'de attığı son dakika golü olmasa bugün esamesi okunmayacaktı kendisinin, farkında değil!

Guardiola'nın B planı yok. Bojan'ı Ibrahimoviç'in yerine oyuna sokmayı biri bana izah etsin, allah aşkına! Takım sağdan-soldan orta yapıyor, Pep kafa vuracak adamı kenara alıyor! Pique'yi ileri yollamayı bile anca 80. dakikadan sonra akıl edebiliyor. Buraların havasını defalarca solumuş Henry kenarda oturuyor, gencecik Bojan Krkiç ve Jeffren'i kurtarıcı olarak oyuna sürüyor. Bu çocuklar bu baskıyı kaldırabilir mi?

A planı da onun değil Cruyff'un planı ya zaten! Yukarıda Cruyff oturuyor, sistemi yapıyı kendi istediği gibi belirliyor, sonra eliyle işaret ettiği bir adamı kulübeye "kağıt üstündeki teknik direktör" olarak atıyor. Laporta da Cruyff'u sürekli onurlandırma, kendini ona yarandırma peşinde zaten. Neden? Çünkü yakında başkanlık seçimi var...

Barcelona'nın şu maçtan sonra oturup, ciddi dersler çıkarması lazım. Özellikle Guardiola konusunda ciddi ciddi düşünülmeli. Barcelona kimseye geçmişteki başarılarından dolayı prim tanımaz. Burası 100 küsür yıllık bir kulüp. Buradan ne Guardiola'lar geçti! Barcelona sürekli geleceğe bakmalı. Guardiola önceki sene bütün kupaları topladı diye, sonsuza kadar işler bu şekilde gidecek değil! Sizin Yılmaz Vural ne demişti hafta içinde: "Guardiola daha yolun başında"...

Futbol dünyası kendi içinde sürekli bir reformasyon yaşıyor. Barcelona'nın oyunu da elbet bir gün çözülecekti. Bu süre 2 yıl olmuş, 5 yıl olmuş önemli değil. Önemli olan, Barca'nın kendini diğer takımlardan 1-2 adım önde tutan başarısının devamlılığını sağlaması, bu yolda gerekirse emsalsiz, ulaşılamaz kabul edilen kendi oyun anlayışında bile değişikliğe gitmesi...

Esas olan Barcelona'dır, kişiler değil! O kişiler yalnızca tarihe hesap verme sorumluluğundadır. Ibrahimoviç'e karşılık, gidip seni yıllardır taşıyan santraforun Eto'o'yu Inter'e veriyorsun. Bu da yetmiyor 40 milyon euro da hibe ediyorsun. Yılda ortalama 25 golü garanti adamın bu senin, sanki yerine gelen adam yılda 50 gol atacak! Beğenmedikleri Eto'o bugün sahanın yıldızıydı.

Ibrahimoviç konusunda hata ettiklerini Laporta'da biliyor ya, neyse... Hem boşuna takımın düzenini bozdular, hem Zlatan'dan hiç verim alamadılar, hem de paraları sokağa saçmış oldular. Zaten bu hafta Cruyff açıklamalarıyla Ibrahimovic konusundaki sorunları gözler önüne serdi hafiften...
"

Meslektaşımın görüşleri bu şekilde. Avrupa'da öyle, bizde böyle deriz ya her fırsatta; her konuda futbolumuzu Avrupa'yla kıyaslama ihtiyacı falan... Buna gerçekten iyice gıcık olmaya başladım. Dozunda yapıldığında sorun yok; ancak abartılmamalı da...

Maçın Türk futbolu açısından bu noktada bazı zararları oldu yalnız: Hikmet Karaman önümüzdeki sene muhtemelen Türkiye'nin Mourinho'su olmaya çalışacak!

0 yorum:

İLETİŞİM

mussano90@hotmail.com


KATKIDA BULUNANLAR

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP