Aranızda Fenerbahçe'yi Seven Var mı?

20 Mayıs 2010 Perşembe

Nedense olumsuz durumlardan sonra şapkamızı önümüze koyup dersler çıkarma yanlısı bir toplum değiliz. Çoğu başarısızlıkta, kendi dışımızda gelişen olayları sorumlu gösteririz. Her konuda bahanemiz hazırdır. Tüm dünya bize karşı edebiyatları falan... Evrensel mottomuz bile "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur"dur zaten.

Peki acaba Türk, Türk'ün ne kadar dostu?

Yazının daha çok sosyolojik bir istikamette seyrettiğinin farkındayım ve daha fazla saçmalamamak için esas adam ve esas konuya geliyorum.

Bugün Aziz Yıldırım'ın yaptığı açıklamalar, beni öncelikle bir "futbolsever" olarak yaraladı. Ha, bu açıklamaları ondan beklemiyordum dersem yalan olur, o ayrı... Ancak yine de, en azından son yılların her anlamda en pozitif şampiyonu Bursaspor'a, ve Türk futbol tarihinin hem profesyonelliği, hem karakteri, hem de başarılarıyla en büyük kalecisi Rüştü Reçber'e saygılı olmasını beklerdim. Özellikle her fırsatta her zaman Fenerbahçeli olduğunu söyleyen ve daha da önemlisi Beşiktaş taraftarının bile bunu bilmesine rağmen "adam" olduğu için sesini çıkartmadığı birisi hakkındaki ithamları gerçekten çok üzücüydü. Üstelik bu bağlamda, tüm şampiyonluğun yükünü Rüştü'ye yüklemiş gibi gözükmesi daha da bir saçma oldu.

Diyelim ki Rüştü kaleyi açtı kardeşim, -ki bu aklımın ucundan bile geçmiyor- senin takımın ne yaptı? Maçı kazansaydın, hiçbir dış etken senin şampiyonluğunu etkileyemeyecekti ki!

Aziz Yıldırım'ın ve tüm Fenerbahçe taraftarlarının oturup "Neden herkes bize karşı?", "Niye bizi bizden başkası sevmiyor?" diye düşünmesi lazım. Bunu düşünüyorlar aslında, ancak buldukları yanıtlar yanlış. Onlar genelde bu durumu, "Aziz Yıldırım'da para var, stadımız müthiş, biz tek büyüğüz, kimse bizi çekemiyor" gibi egoist ve megaloman nedenlere bağlıyorlar. Halbuki asıl böyle yaparak kendilerini diğer takım taraftarlarından soğutuyor ve onların içinde antipati uyandırıyorlar. Eğer söyledikleri kadar "büyükseler", herkesi kucaklamaları gerekir. Büyüklük lafla değil, sevgi ve saygı kazanarak elde edilir çünkü. Bugün, ligdeki diğer 17 takımın ortak olarak sevmediği tek takım Fenerbahçe... Bunun nedeni de uyguladıkları "tek büyük" ve "kimse bizi çekemiyor" edebiyatlarıyla kendileri. Yani aslında sandıkları şeyler sonuç değil, nedenin ta kendisi...

Galatasaray ve Beşiktaş hakkında insanlarda bu denli büyük antipatik duygular oluşmaz mesela. Galatasaray, kuruluş sloganında da olduğu gibi asıl hedeflerini "yabancı takımları yenme" üzerine kurmuştur. Özelikle son 20 yılda Avrupa kupalarındaki başarılarıyla da, yeni nesilden birçok taraftar kazanmış ve Türk insanın taraflı-tarafsız sempatisini toplamıştır. Beşiktaş ise, büyük oranda Çarşı grubu özelinde bir sosyal sorumluluk ve başkaldırı oluşumudur. Çarşı, kendini yalnızca futbolla sınırlamaz. Biraz anarşist, birazcıkta hümanist bir ruhu vardır. Örneğin geçenlerde bizim okulda ÜniBjk, Lösev'le ortaklaşa bir yardım kampanyası düzenlemişti. Takım farkı kimsenin aklına ve umruna engel koymadı, haberi olan herkes gidip olaya yüreğini koydu.

Bunun dışında dikkatimi çeken bir başka olgu, Fenerbahçe'nin kendini şampiyonluğa çok fazla şartlaması ve bunu ölüm kalım meselesi olarak görmesi. Hatta çoğu Fenerli için, Galatasaray'ı yenmek bile şampiyonluk kadar önemlidir. Örneğin markalaşma yolunda çok önemli adımlar atmış, en kıyıda köşedeki branşa kadar Fenerbahçe'yi bir dünya kulübü olarak tasarlamış ve bu çabaları herkesçe takdir toplamış Aziz Yıldırım bile, çıkıp hedefimiz Avrupa'da kupa diyeceğine, 3 yıl üst üste şampiyonluk diyor. Hal böyle olunca da kaçan şampiyonluğun acısı çok daha şiddetli hissediliyor. Bursa'nın şampiyonluğu bile bu yarayı kapayamıyor.
Son maçta yaşanan anons skandalı, sahadaki çakma sevinç ve Aziz Yıldırım'ın yaptığı pişkin açıklamalar, ne yazık ki Fenerbahçe taraftarının büyük bölümünün de ana mizacı. Ne pahasına olursa olsun şampiyonluk, bu yolda elden geleni arda koymama ve başarısızlık halinde sorumluyu dış mihraklarda aramak bu mizacın temel özellikleri.

Kendi sahanda oynadığın bir maçta, tüm ipler senin elindeyken, son hafta itibariyle hiçbir iddiası bulunmayan rakibini yenemiyorsun ve ardından diğer maçın skorundan medet umar hale geliyorsun... Ve böyle bir şampiyonluğa bile rahatça sevinmeye hazırsın! En basitinden Daum, 2006'da 2 puan yüzünden gönderilmişti, bu sene de 2 puan daha fazla toplamış olsa kalacaktı!

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe'ye görünüşte yadsınamayacak birçok ekonomik ve kurumsal katkı sağladı, bu doğru... Ancak futbol özelinde gereken vizyon ve istikrarı bir türlü yakalayamadı. Doğru, ahlaklı ve taraflı-tarafsız herkesçe takdir görecek bir mantalite yaratamadı. Fenerbahçe deyince kafamda ilk olarak çirkef, 70 metrede top oynayan ve antipatik bir futbol takımı imgesi oluşuyor.

Burada son sözü Hıncal Uluç'a bırakacağım. Onun her zaman söylediği birşey var ve bu sanırım artık tasdiklendi: "Aziz Yıldırım futbolu en iyi kendinin bildiğini sanıyor, bu yüzden herşeye karışıyor. Fenerbahçe diğer branşlarda bu kadar başarılıyken, neden futbolda başarısız? Çünkü Aziz Yıldırım diğer alanlarda uygun ortamı sağlayıp bir kenara çekilirken, futbola sürekli müdahil oluyor. Bu da başarısızlığı beraberinde getiriyor"


not:
gözlemlerim yaşım sebebiyle son 10 yıllık dönem özelindedir..

not 2:
Fenerbahçe'yi Fenerbahçeli'nin gözünden okumak için...

0 yorum:

İLETİŞİM

mussano90@hotmail.com


KATKIDA BULUNANLAR

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP