Bir Play-Off Hikayesi: Boston Celtics 4-2 Cleveland Cavaliers

14 Mayıs 2010 Cuma

2010 Play-Off'larında şu ana kadar sonucu en merakla beklenen, içinde barındırdığı olaylarla en çok konuşulan ve bazı oyuncuların büyük karakter gösterileri sunarken, bazılarınınsa baskı altında eriyip bittiği seri Boston'ın oldu. Bütün dikkatlerin LeBron'un üzerinde olduğunun bilincindeyim; ancak ben elimden geldiğince Shaq, Tony Allen ve hatta şaşırtıcı olabilir ama Rasheed Wallace'ın bile hakkını veren bir yazı yazmaya çalışacağım.

NBA'de son birkaç sezondur dönen bir furya var: O da Kobe ve LeBron'un bu ligin en iyi iki oyuncusu olduğu ve bir gün mutlaka finalde karşılaşacakları beklentisi. Bu beklentinin elle tutulur birçok dayanağı şüphesiz mevcut.

Kobe Bryant, lige adım attığı efsanevi 96 draftından bu yana kendi jenerasyonu bir yana, -ki bu jenerasyondan Steve Nash, Ray Allen, Allen Iverson, Stephon Marbury gibi birçok All-Star çıktı-NBA tarihinin en önemli yıldızlarından biri oldu ve kariyerine 4 şampiyonluk sığdırdı. Hepsinden önemlisi Kobe'yi sevin ya da sevmeyin, zaman içinde gösterdiği mental gelişimi, hırsı ve çalışkanlığıyla saha içinde örnek bir sporcu ve Michael Jordan'dan bu yana en dominant dış skorer oldu. Kobe şu anda aktif basketbolcular arasında, dünyanın istisnasız dört bir yanında tanınan belki de tek adam olabilir. Tüm bunların ötesinde, insanüstü kazanma azmi onu tam bir "winner" yaptı.

Kobe'nin öncülük ettiği efsanevi 96 draftının ardından, NBA yeni bir öncü jenerasyon için 7 yıl bekledi. Bu bekleyiş LeBron James liderliğinde Dwyane Wade, Chris Bosh ve Carmelo Anthony'li 2003 draftıyla son buldu. Artık Kobe ve diğer 96 draftı oyuncularından ileride bayrağı devralabilecek yeni jenerasyon hazırdı. Bu grubun şefi de, henüz lisedeyken bile Tanrı vergisi yetenekleriyle ortalığı birbirine katan, tek kişilik imha timi LeBron James olacaktı.

Yalnız LeBron James, Kobe'ye oranla daha dezavantajlı bir ortama sahipti. Cleveland Cavaliers 80'lerin sonu hariç NBA'de elle tutulur bir başarıya ulaşamamış, hatta tüm ABD'de profesyonel sporlarda "en şanssız kent" olarak damgalanmış bir şehrin takımıydı. Örneğin LeBron takıma katılmadan önceki son sezonunu franchise tarihindeki en kötü üçüncü galibiyet oranıyla (17-65) tamamlamışlardı. Yıldız seviyesinde bir oyuncu ise neredeyse yoktu. (Belki biraz takımdan ayrılana kadar Carlos Boozer, ucundan acık da Ilgauskas)
LeBron James lige adım attıktan sonra, işte bu haldeki Cleveland'ı kazanan bir takım haline dönüştürdü. Neler yaptığından hallice bahsetmeye gerek yok. Ne kadar önemli yeteneklere sahip olduğunu ve neler başardığını zaten tüm dünya biliyor.

Ancak dünyanın bilemediği birşey vardı: Herkes bu kadar üstün yeteneklere sahip, gerekirse en kötü gününde bile savunmayı 15 kere delip 15 turnike atarak 30 sayı yapabilecek meziyette bir oyuncunun, elbet bir gün şampiyon olacağını düşünüyordu. Üstelik LeBron James hiçbir zaman "underrated" muamelesi görmemiş, bir köşede unutulan adam olmamıştı. Ondan beklenenler, yüklü sponsorluk anlaşmaları ve zaman zaman doruk yapan egosu buna hiçbir zaman izin vermedi.

İlk senelerinde takımda ona şampiyonluk için yardım edebilecek bir oyuncu yoktu belki. Ancak zamanla genel menajer Danny Ferry, biraz geç de olsa ona yardımcı olacak yıldızlardan kurulu bir ortam hazırladı. Cleveland Cavaliers bu sene belki de tarihinin en güçlü takımını oluşturdu: LeBron James önderliğinde, her ne kadar yaşlanmış dahi olsa kariyerinde 4 yüzük bulunan Shaquille O'Neal, All-Star'lar Antawn Jamison, Mo Williams, Zydrunas Ilgauskas ve neredeyse oyunun her alanına katkı yapabilecek çeşitlilikte rol oyuncularından oluşan derin bir kadro. Üçlükçüsünden, savunmacısına kadar...

Ancak yine olmadı. LeBron James bu kez dış etkenlere değil, kendi benliğine tosladı. Herkesin nasılsa birgün şampiyon olur diye düşündüğü adamın kendisi de, şampiyonluğu olmamasına ve yıllar hızla geçmesine rağmen böyle düşünmeye devam etti. Gelinen noktada elbette koç Mike Brown'dan, diğer oyunculara kadar herkesin hatası var; fakat en büyük pay her fırsatta çıkıp kendine güveninin doruklarında olduğunu belirten açıklamalarıyla takımın saha içi lideri LeBron'a ait. LeBron'un egosu ona birçok bireysel ödül kazandırdı, ama şampiyon yapamadı. LeBron şampiyon olmak için gereken mantaliteye hiçbir zaman ulaşamadı. Cleveland şehri eminim şu anda yaşanan bu hayal kırıklığının bedelinin, bir adama çok fazla güvenmeleri olduğunu düşünüyordur.

LeBron'un şimdi New York Knicks'e gitmesi falan hiçbir şeyi çözmeyecek. Çünkü Cleveland'da zaman içinde sindirile sindirile onun üzerine kurulmuş bir yapı vardı. New York'un son 10 senesindeki başarısızlıklar ortada, ayrıca bu yaz muhtemelen 36. kez falan sil baştan yapmaya çalışacaklar.

LeBron hakkında yaz boyunca zaten gereğinden fazla yazılıp çizilecek. O yüzden daha fazla uzatmayıp, bu seride öne çıkan ve kaybolup giden adamları değerlendirerek yazıyı noktalayalım.
Boston Celtics:

NBA'de bir oyuncunun karakterini ve büyüklüğünü sınamanız için en uygun ortam Play-Off'lardır. En azından normal sezon içinde fırtına gibi esmiş bir oyuncunun, baskı altında duvara mı toslayacağı; yoksa baskının üstesinden mi geleceği burada belli olur. Bazı oyuncular normal sezonu yalnızca Play-Off'a hazırlık olarak görürken, bazıları normal sezonda kendini kral ilan edip, Play-Off'larda tahttan düşerler. Play-Off'ta işler sıkışınca kahraman olabilen adamlara "winner" denir. Onlar, filmin sonunda dünyayı kurtarıp, hiçbir şey olmamış gibi bir kenara çekilen adamlar gibidirler.

Bu karakter gösterisini yapan adamlar, Boston Celtics formalı oyuncular oldular. Bunun önemli sebeplerinden birisi de, takım olarak oynamanın önemini kavramış olmalarıydı. Herkes görevini yaptı, kimse kaderine isyan etmedi. İlk maçlarda Pierce kötü şut attı, sesini çıkarmadan gitti benche oturdu, takımı Rajon Rondo sırtladı. Rondo gerekirse bir maçta 18 ribaund aldı, gerekirse takımını bir lider gibi yönetti. Ray Allen bildiğimiz gibiydi. Şutu o gün iyiyse durdurulamadı, kötü günündeyse ısrarcı olmadı. Kevin Garnett kaçırdığı kolay bir basketten sonra gidip onun on kat zorunu soktu; ama o zor şuta sevineceğine kaçırdığı basit turnike için kendine kızıp kafasını yumrukladı.

Boston bir şekilde maçı idare edebilecek adamı bulup onu beslemeyi başardı. Kimse yapabileceğinden fazla sorumluluk almaya çalışmadı, herkes kendinden iyi olan adama sırasını verdi. Genelde iyi gününde olan oyuncu Rajon Rondo'ydu. Big Three'yi yıllar içindeki teknik ve zihinsel gelişimiyle artık 4'ledi Rondo..

Bench oyuncuları, takımın havasını bozmakla eleştirilen Sheed dahil, Tony Allen başta olmak üzere beklentilerin üzerinde bir oyun ortaya koydu. Ayrı bir parantez açılmayı hakeden adam Tony Allen, LeBron'u yavaşlatması yetmiyormuş gibi hücumda da bitiriciliğiyle takımının ateşleyicisi oldu. Shelden Williams bile seri boyunca bulabildiği 10 dakikalık sürede 9 sayı attı!

Boston zaten seriye iyi başlayan taraftı. Serinin 3. maçında evlerinde yaşadıkları 29 sayılık tarihi hezimetten sonra 2-1 geriye düşmelerine rağmen ayakta kalıp, 3 maç üst üste kazanmayı başardılar. O maç haricinde, Celtics her zaman takım olarak oynamanın bilincinde olduğunu gösterdi. Koç Doc Rivers molalarda sürekli: "Ne başarırsak bunu beraber oynarak yapacağız" dedi. Dediği de oldu...
Cleveland Cavaliers:

Cleveland, LeBron haricinde diğer alanlarda da çuvalladı. Mo Williams, Antawn Jamison gibi beklentinin yüksek olduğu oyuncular, işlerin sıkıştığı anlarda çemberi göremez oldular. 3. maçta %59.5 gibi mantık sınırlarını zorlayan bir şut yüzdesiyle oynayan takımın eli, son 3 maçta taş kesildi. Koç Mike Brown her zamanki gibi ezberi dışında bir formül üretmekten uzaktı. "Madem pota altında ağırlıklı olarak 3 adamı kullanacaktın, o zaman Powe, Hickson ve İlgauskas'a ne ihtiyacın var?" diye sorası geliyor insanın... 2007 play-off'larında Cavs finale çıkarken takımın parlayan ismi olan Daniel Gibson'ı yine benchte çürüttü.

Cleveland'da ayakta kalan isimler tecrübeleriyle Shaq ve Anthony Parker'dı. Bu iki ismin dışında, ayırt etmeden her maça katkı vermeye hazır olarak çıkan başka bir oyuncu yoktu. Belki potansiyeli oranında biraz Varejao ve kritik anlar hariç Mo Williams...

Cleveland için hayalkırıklığıyla biten bir yıl daha oldu. LeBron ayrılırsa, bir daha böyle bir hayalkırıklığı yaşamaları bile çok zor. Zira bu seviyelere kısa vadede tekrar ulaşmaları hayli güç.

YAFTALAR:

Gerçek Yıldızlar: Rajon Rondo, Kevin Garnett, Shaquille O'Neal

6. Adam: Tony Allen

Baskı Altında Ezilenler: Mo Williams, Antawn Jamison

Görünmeyen Kahramanlar: Doc Rivers, Kendrick Perkins, Glen Davis, Anthony Parker

Her Takıma Lazım: Ray Allen

Overrated: LeBron James

Kapak: Rasheed Wallace

Jüri Özel Ödülü: Paul Pierce (moral için)

0 yorum:

İLETİŞİM

mussano90@hotmail.com


KATKIDA BULUNANLAR

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP