Finali Trabzon Yaptı: 3-1

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Tarih boyunca birçok uygarlığa evsahipliği yapmış Şanlıurfa'nın, şanına yakışır bir final maçı izledik. 30 dereceye varan sıcaklıkta neden 15.45 (15.30 ya da 16.00 da değil!) gibi bir saatte maç oynandığını pek anlayamasakta, bunun sık sık su molalarıyla kesilen oyun dışında futbolun kalitesine bir zararı dokunmadı.

Fenerbahçe'nin aklının büyük bir bölümü, haftasonu oynayacakları Ankaragücü maçı özelinde şampiyonluk mücadelesindeydi. Bu daha ilk 10 dakikada net olarak belli oldu. Fenerbahçeli oyuncular güçlerini mümkün olduğunca ekonomik kullanmaya çalıştı. Bu yüzden sanki Trabzonspor daha çok tempo yapıyormuş gibi gözüktü. Oysa Trabzonspor'un temposundan çok, Fenerbahçe'nin tempoyu düşürme çabası bu görüntüyü oluşturdu.

Fenerbahçe'de gücünü ultra-ekonomik kullanan adam kaptan Alex'di. Zaten daha ilk yarıda Alex'in adını yalnızca 1 ya da 2 kez duyunca, gerekli olmadıkça sahnede pek gözükmeyeceğini anladım. Trabzonspor, baskılı oynamaya çalıştığı ilk yarıda gol bulamayınca Alex'in ekmeğine yağ sürdü. Alex de ikinci yarının başlamasıyla, gereken yerde gereken golü atarak takımını 1-0 öne geçirdi. O kalitede bir golü sahadaki futbolcular arasında sadece Alex atabilirdi, attı da...

Maçtan önce "kehanetlerde" bulunmayı seven bir spor medyasına sahip olduğumuzdan, Fenerbahçe golü atınca eminim çoğu kişi maçın bittiğini düşündü. Ne de olsa Fenerbahçe ligde 8 maçtır gol yememiş falan filandı... Bu yüzden özellikle ilk golü atan taraf Fenerbahçe olursa, gol atan galip kuralının işleyeceği düşünülüyordu. Ama işlemedi; çünkü Trabzonspor beklenmedik biçimde tempolu oyununu, konsantrasyonunu ve fizik gücünü 90 dakika boyunca sahaya yansıtmayı başardı.

Burada en büyük pay şüphesiz Şenol Güneş'in. Sakat sakat oynayan Selçuk dahil, Trabzonspor ortasahası taktik disiplinini neredeyse hiç kaybetmedi. Daum'un klasikleşen Güiza ısrarı da, Song ve Egemen'in işine yaradı.

Tek tek gol pozisyonlarını karşılaştırdığımızda da Trabzonspor'un bariz üstünlüğü vardı. İlk yarıda Umut'un karşı karşıya iki pozisyonu, (Söz konusu Umut olunca golün kaçması sürpriz olmuyor) ikinci yarıda yedikleri golün hemen ardından Colman'ın direkten dönen şutu ve Burak'ın altıpastan 2 metre hızla Volkan'ın kucağına yolladığı top var. Fenerbahçe'yse top başka bir oyuncuya gelse gol pozisyonu bile sayılmayacak bir Alex golü dışında, eğer yanlış hatırlamıyorsam Deivid'in kornerden gelen topa yaptığı rövaşata hariç net bir pozisyon yakalayamadı. O şut da, büyük bir şans eseri kaleci Onur'un tam kucağına gitti.

Umut, her maç aynı özveriyle oynadığı için onun oyununu 4-5 yıldızlık yapan faktör skora yaptığı katkı oluyor. Bugün güzel bir kafa vuruşuyla beraberlik golünü kaydettiğinden, onu otomatikman maçın yıldızları kategorisine taşıyabiliriz. Burak da ise değişen birşey yok. Hala şut atılmayacak yerde saçma sapan şutlar atarak, gol atılacak yerde ise zor olanı yaparak goller kaçırmaya devam ediyor. Bunun haricinde sağ kanattaki tempolu oyunuyla en azından vasat bir maç çıkardığını söyleyebiliriz.

Colman ligin en iyi ortasaha oyuncularından birisi. Özellikle Alanzinho'nun da tempo yaptığı dönemlerde bu ikili Trabzon'un oynadığı futbolu bir kademe ileri taşıyor. Zaten Trabzon'un oyun planı tamamen ortasahasının hücuma yaptığı katkıya bağlı. Nitekim bugün son iki gol yine ortasaha elemanlarından geldi.

Kendini Zidane sanan Engin Baytar, sonunda "Zidanevari" bir gol attı. Gerçi o pozisyonda Zidane olsa, muhtemelen penaltı noktasında boş bekleyen iki takım arkadaşından birine asisti yapardı. Ancak o bekleyen adamlar Umut ve Burak olunca, Engin'e de fazla suç bulmamak lazım.

Fenerbahçe de ise tam tersi bir durum var. Ortasahasında sezon boyunca 3'ten fazla gol atan bir oyuncusu olmaması, yükü son haftalarda iyice Alex'in sırtına yükledi. Güiza'nın artık pres yapacak hali bile kalmadığı için, Daum'un forvette Semih ya da Gökhan'ı da tercih etmemesi (ya da 80. dakikadan sonra tercih etmesi) Fenerbahçe'nin hücum gücünü baltalıyor. Alex artık ilerleyen yaşının da etkisiyle mecburen kupa ve lig arasında bir tercih yapacaktı. Ligi tercih etti...

Fenerbahçe özellikle sezonun son döneminde tam bir savunma takımı halini aldı. Uzun süredir hiçbir maçta 2'den fazla gol atamaması bunun bir göstergesi. Daum büyük bir risk alıyor. Bu risk Daum'u ya şampiyon yapacak; ya da karşılarına bugünkü Trabzonspor gibi ortasahada onlarla baş edebilecek bir takım çıkarsa ters tepecek. Son haftaki Trabzonspor maçı deplasmanda olsa Fenerbahçe büyük bir hayalkırıklığı yaşayabilirdi. Gerçi Ankaragücü'nün de ortasahası güçlü bir takım olduğunu söyleyebiliriz. Hatta Trabzon'dan fazlaları da var: İleri uçlarında Burak ve Umut değil, Vassell ve Vittek oynuyor!

Şanlıurfa halkı, bir Anadolu kenti olarak kupanın Anadolu'da kalmasını istiyordu. İstedikleri oldu, kupa Trabzon'a gitti. Fenerbahçe de, kupa hasreti hakkında dalga geçilmeye bir yıl daha mahkum oldu...

0 yorum:

İLETİŞİM

mussano90@hotmail.com


KATKIDA BULUNANLAR

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP