Ailemizin Takımı Barcelona

29 Nisan 2010 Perşembe


Öncelikle maçın hakkını verelim. Pozisyon açısından kısır geçse de, içinde barındırdığı hikayeler ve taktik mücadelelerle tam beklendiği gibi bir maç oldu. 1 aydır tozunu almaya üşendiğim televizyonun camını, maçı daha dikkatli takip edebilmek için sonunda sildim mesela...

Çoğumuz belki de yıl boyunca taraftarı olduğu takımdan daha fazla izledik Barcelona'yı. Neredeyse her haftasonu lig, haftaiçi de Şampiyonlar Ligi maçlarını, NTV'den ve şifreye girmediği ya da günü Papatyam'la çakışmağı sürece Star'dan ekran başına kilitlenip seyrettik.

Bunun iyi tarafları olduğu kadar, kötü tarafları da oldu tabii. İşler iyi giderken nasıl Guardiola kral, Messi uzaylı, Xavi Einstein'sa; 84 dakika gol atamayınca tablo tersine döndü. 10 kişi Inter'i eleyemeyen beceriksiz takım oldular.

Bu da yetmezmiş gibi, dünyanın en antipatik takımı ve hocasına da şovlarını yaptırdılar. Eğer koskoca Inter 10 kişiyi ceza yayına dizip savunma yapmaktan utanmıyorsa, benim diyecek sözüm yok. Ha o savunmayı müthiş yaptılar, o ayrı. Adeta top kornere çıkınca seviniyorlar, nasılsa karşılarız diye! Savunmayı o denli istekli ve ezberden yapıyorlar.

Barcelona'yı yenecek formülü elbet birgün birisi bulacaktı. Benim dileğim bunun Barcelona'yla kafa kafaya top oynayarak, en azından hücum yoluyla yapılmasıydı. Ama bu gerçekleşmedi ve bence futbol kaybetti.

Maçtan sonra İspanyol meslektaşım ve adaşım Alberto Mussano'nun benimle paylaştığı fikirleri şöyleydi. Aynen aktarıyorum:

"Guardiola futbolu bilmiyor. Bunu da ben söylüyorum, yani Alberto Mussano! Eğer Guardiola futboldan zerre anlasaydı Inter 10 kişi kaldığı anda Henry'i, İbrahimovic'in yanına oyuna sürerdi. Ama yok, o "küçük dağları ben yarattım" havasından vazgeçmiyor. Geçen sene karşısına Mourinho çıkmayınca, Real Madrid bu seneki kadro kalitesinden uzakta olunca bütün kupaları toplamıştı. Hala kendini geçen seneki futbol ortamı içinde oynuyor sanıyor.

Guardiola belli ki ne geçen sene oynadığı Chelsea maçlarından, ne de bir hafta önceki Inter maçından en ufak bir ders çıkarmamış. Inter'in bu sezon 2. turda oynadığı deplasmandaki Chelsea maçını videoya koyup izlememiş bile! En azından Chelsea-Inter maçını izlemiş olsa, Inter'in deplasmanda nasıl 11 kişiyle savunma yaptığını, Samuel ve Lucio'nun Ibrahimovic'i bugün yaptıkları gibi nasıl futboldan soğutabileceklerini anlardı. Iniesta'nın geçen yıl Stamford Bridge'de attığı son dakika golü olmasa bugün esamesi okunmayacaktı kendisinin, farkında değil!

Guardiola'nın B planı yok. Bojan'ı Ibrahimoviç'in yerine oyuna sokmayı biri bana izah etsin, allah aşkına! Takım sağdan-soldan orta yapıyor, Pep kafa vuracak adamı kenara alıyor! Pique'yi ileri yollamayı bile anca 80. dakikadan sonra akıl edebiliyor. Buraların havasını defalarca solumuş Henry kenarda oturuyor, gencecik Bojan Krkiç ve Jeffren'i kurtarıcı olarak oyuna sürüyor. Bu çocuklar bu baskıyı kaldırabilir mi?

A planı da onun değil Cruyff'un planı ya zaten! Yukarıda Cruyff oturuyor, sistemi yapıyı kendi istediği gibi belirliyor, sonra eliyle işaret ettiği bir adamı kulübeye "kağıt üstündeki teknik direktör" olarak atıyor. Laporta da Cruyff'u sürekli onurlandırma, kendini ona yarandırma peşinde zaten. Neden? Çünkü yakında başkanlık seçimi var...

Barcelona'nın şu maçtan sonra oturup, ciddi dersler çıkarması lazım. Özellikle Guardiola konusunda ciddi ciddi düşünülmeli. Barcelona kimseye geçmişteki başarılarından dolayı prim tanımaz. Burası 100 küsür yıllık bir kulüp. Buradan ne Guardiola'lar geçti! Barcelona sürekli geleceğe bakmalı. Guardiola önceki sene bütün kupaları topladı diye, sonsuza kadar işler bu şekilde gidecek değil! Sizin Yılmaz Vural ne demişti hafta içinde: "Guardiola daha yolun başında"...

Futbol dünyası kendi içinde sürekli bir reformasyon yaşıyor. Barcelona'nın oyunu da elbet bir gün çözülecekti. Bu süre 2 yıl olmuş, 5 yıl olmuş önemli değil. Önemli olan, Barca'nın kendini diğer takımlardan 1-2 adım önde tutan başarısının devamlılığını sağlaması, bu yolda gerekirse emsalsiz, ulaşılamaz kabul edilen kendi oyun anlayışında bile değişikliğe gitmesi...

Esas olan Barcelona'dır, kişiler değil! O kişiler yalnızca tarihe hesap verme sorumluluğundadır. Ibrahimoviç'e karşılık, gidip seni yıllardır taşıyan santraforun Eto'o'yu Inter'e veriyorsun. Bu da yetmiyor 40 milyon euro da hibe ediyorsun. Yılda ortalama 25 golü garanti adamın bu senin, sanki yerine gelen adam yılda 50 gol atacak! Beğenmedikleri Eto'o bugün sahanın yıldızıydı.

Ibrahimoviç konusunda hata ettiklerini Laporta'da biliyor ya, neyse... Hem boşuna takımın düzenini bozdular, hem Zlatan'dan hiç verim alamadılar, hem de paraları sokağa saçmış oldular. Zaten bu hafta Cruyff açıklamalarıyla Ibrahimovic konusundaki sorunları gözler önüne serdi hafiften...
"

Meslektaşımın görüşleri bu şekilde. Avrupa'da öyle, bizde böyle deriz ya her fırsatta; her konuda futbolumuzu Avrupa'yla kıyaslama ihtiyacı falan... Buna gerçekten iyice gıcık olmaya başladım. Dozunda yapıldığında sorun yok; ancak abartılmamalı da...

Maçın Türk futbolu açısından bu noktada bazı zararları oldu yalnız: Hikmet Karaman önümüzdeki sene muhtemelen Türkiye'nin Mourinho'su olmaya çalışacak!

Read more...

Ateşini Yolla Bana!

26 Nisan 2010 Pazartesi


1.Maç:

Garden'da Miami bir ara 14 sayı öne geçtiği maçı 85-76 kaybetti. Çünkü Boston'da Tony Allen oyuna girip, Wade'i yavaşlatmayı başardıktan sonra Heat hücumu tıkandı. Dwyane Wade 26 sayı, 8 ribaund, 6 asistle oynadı. Quentin Richardson'ın 15 sayısı dışında takım arkadaşlarından destek göremedi.

2.Maç:

Kevin Garnett ilk maçta Q-Rich'e salladığı dirsekten dolayı ceza almıştı ve 2. maçta yoktu. Ama Jermaine O'Neal da yoktu! Jermaine ilk iki maçta toplam 11 sayı üretebildi ve bu maçta da 1/10 attı! Bu da yetmezmiş gibi Miami Heat pota altı Glen Davis'i kral yaptı: 23 sayı, 8 ribaundla oynadı Big Baby..

D-Wade 11/18 şut isabetiyle 29 sayı, 5 asist üretti. Beasley'in 13 sayı,7 ribaundu dışında katkı veren çıkmadı. Seri 2-0 oldu.

3.Maç:

Seri Miami'ye taşındı. Heat oyuncuları biraz daha akıllanmış gözüktü. Wade, kritik anlarda sorumluluk almasalar da, maç genelinde 4 arkadaşından çift haneli skor desteği aldı. Bu dörtlünün içinde Jermaine O'Neal yine yoktu. Bu kez de 1/7 attı!

Üçüncü çeyrekte elden gitmekte olan maçı, Wade son çeyrekte kafa kafaya getirdi. Son dakikalarda Rondo'yo peş peşe 3 hücum ribaundu veren arkadaşlarına: "Ribaundu da mı ben alayım?" der gibi baktı; ama yine de dert etmedi. Maç 98-98'ken son topu kullanmak için hareketlendi; fakat o kadar yıpranmıştı ki bacağına kramp girdi. İçeriye yüklenmeyi göze alamayarak üçlük denedi, başarılı olamadı.

Ardından maçın son saniyelerinde alınan mola sonrası tedavi için kenara geldi; ancak bu sefer de şans yanında değildi. Paul Pierce, muhtemelen efsaneler arasına girecek, çok zor bir son saniye (salise) şutuyla maçı ve seriyi Wade'in elinden aldı. Wade 14/26 şut isabetiyle 34 sayı, 8 asist, 5 ribaund üretti; ancak Boston'ı yıkmayı gene de başaramadı.

4. Maç:

Boston Celtics artık seriyi 3-0 yapmıştı. Miamili oyuncuların çoğu, muhtemelen yaz tatilini düşünmeye başlamıştı bile. Jermaine O'Neal kontratı bu yaz bitecek olmasına rağmen kariyerini fazla dert etmiyor olsa gerek, çoktan tatile çıkmıştı mesela... Ancak Wade inat etmişti bir kere, illa bir maç alacaktı Boston'dan: 5/7 üçlük, 11/17 iki sayı isabetiyle tam 46 sayı attı. Lanetli 3. çeyrekte Boston yine geriden gelip öne geçmeyi başarmıştı; ama Wade Boston'a bu kez: "Dur!" dedi. Son çeyreğin ilk üç dakikasında tam 11 sayı üretti ve seyircisine sonunda bir galibiyet hediye edebildi. Bize de "yanıyorum" mesajını verdiği yukarıdaki fotoğrafı bıraktı.


Serinin Geleceği:

Jermaine O'Neal'dan bir halt olmayacağı play-off'lardan önce zaten belliydi, şimdi resmiyete dökülmüş oldu. Jermaine: "7 yılda kazandığım 136 milyon dolar bana yeter" demiş olacak ki: "Seneye bir takımdan iyi (ya da herhangi!) bir kontrat kapabilir miyim?" gibi hesaplara hiç girmiyor.

Mike Beasley iki smaç vurup hemen şımarıyor. Birinin bu adama "Sanki 20 sayı mı attında şımarıyorsun?" diye hesap sorması lazım. Bu potansiyelde bir adamda, bu kafa yapısı olunca Spoelstra ne yapsın gerçi?

Dolayısıyla iş gene Wade'e kalıyor. Gerçi Wade Boston'dan bu kez deplasmanda bir maç çalıp, seriyi bir kez daha güney plajına getirebilirse bile hiçbir şey değişmeyecek! Çünkü artık ezberlediğimiz üzere NBA tarihinde 3-0'dan geri gelip seri kazanan bir takım yok.

Eğer bu yaz Wade'in yanına Chris Bosh falan gelmesin, kesin sokaklardayız!

Read more...

Yılın Koçu Scott Brooks

22 Nisan 2010 Perşembe

NBA'de normal sezonun sona ermesiyle birlikte, sezon ödülleri sahiplerini bulmaya başladı. Önceki gün Dwight Howard'ın yılın savunmacısı ödülünü almasının ardından, Oklahoma City Thunder'ın genç koçu Scott Brooks da "yılın koçu" seçildi.

Yılın Koçu Ödülü, Kaan Kural'ın sık sık dem vurduğu gibi biraz muğlak bir ödül. Onun deyimiyle ödül yılın koçundan çok, koçun yılına göre veriliyor. Burada takımın beklentilerin üzerinde bir başarı yakalaması temel faktör. Mesela kariyerinde 10 şampiyonluğu bulunan Lakers koçu Phil Jackson bu ödülü yalnızca 1 kez kazanabilmiş.

Ben yine de ödül, ödüldür deyip, olayı fazla kaşımayacağım. Brooks yapılan oylama sonucu 71 ilk sıra oyu alarak diğer adaylara açık ara fark atmış. Toplamda 480 puan alan Scott Brooks'un peşinden, Milwaukee Bucks koçu Scott Skiles 313 ve Portland koçu Nate McMillan 109 puanla sıralanıyor.

Bundan önce 3 yıl Denver koçu George Karl'ın asistanlığını yapan Scott Brooks, geçtiğimiz sezonun ortasında P.J Carlesimo'nun kovulmasının ardından takımın başına geçici olarak getirilmiş ve bu ilk baş-koçluk deneyimini, Thunder'ın Kevin Durant önderliğindeki genç kadrosuyla birlikte yaşamıştı. Ancak genel menajer Sam Presti ona güvendi, takımı bu sezon başında da ona emanet etti. Gelinen noktada Presti bu kararından oldukça memnun olsa gerek, aksi takdirde Oklahoma'nın yaşayacağı olumsuz bir tablo onun koltuğuna da mal olabilirdi.

Brooks yönetimindeki Oklahoma önceki sezonu 22-47'lik bir galibiyet-mağlubiyet oranıyla tamamladıktan sonra, bu yıl tabloyu tersine çevirdi. 50 galibiyet alan genç Thunder kadrosu, kanın gövdeyi götürdüğü Batı Konferansı'nda 8. sıradan play-off biletini kaptı. Brooks'un ödülü almasındaki en büyük etken şüphesiz bu başarıydı. Sezon başında Thunder'ın 50 galibiyet almaktan geçtim, play-off ihtimalinden bile bahsetmeniz ve bunu toplum içinde yüksek sesle dile getirmeniz akıl sağlığınızdan şüphe edilmesine neden olabilirdi çünkü.

Daha önce NBA'de oyun kurucu olarak forma giyen Scott Brooks, Houston'la 1994'te bir de NBA şampiyonluğu yaşamıştı. Kariyerinde o günden bu yana yaşadığı en mutlu anlardan biri bu olsa gerek...

45 yaşındaki koç kağıt üstünde gözüken başarısının yanında, oyuncularıyla olan iletişimi ve onların gelişimine yaptığı katkılar açısından da takdir edilen bir basketbol adamı. Kevin Durant, Russell Westbrook, Jeff Green, Serge Ibaka ve James Harden gibi birçok potansiyel sahibi genç yıldız adayına sahip. Bu oyuncularla arasındaki iyi ilişkiler şüphesiz takımın başarısındaki kilit noktalardan biri oldu.

Bu arada daha önce ilk tam sezonunda yılın koçu seçilen bir adam daha tanıyorum. Umarım sonu Avery Johnson gibi olmaz Brooks'un. Gerçi ben olmayacağına eminim!

Read more...

Şok Şok Şok... Flaş Flaş Flaş!

20 Nisan 2010 Salı

Daha önce kız arkadaşı için sinema kapatma, pahalı arabalara binme ve antrenmanı izlemeye gelen bir Fenerbahçe taraftarına haddini bildirmeye çalışmak gibi olaylara imza atan Galatasaray kaptanı Arda Turan; son olarak bu sabah yapılan antrenmanda takım arkadaşı Caner Erkin'le tartışarak şimşekleri üzerine toplamıştı.

Ancak alınan bir son dakika haberi var ki, gerçekten akıl alır gibi değil!

İstanbul'un gözde bir semtinde akşam saatlerinde çekim yapan muhabirler, Arda'yı bir restaurantta yemek yediği sırada burnunu karıştırırken görüntüledi! Bununla da yetinmeyen Arda, üstüne bir de restauranttan ayrılırken garsonlara yüklü bir bahşiş bıraktı!

Duayen bir gazetecinin bu son olayla ilgili yaptığı yorum şöyle oldu: "Daha önceki yaşantılarında yiyecek bir lokma ekmeği zor bulan futbolcular, milyonlarca dolar para kazanmaya başlayınca hemen şımarıyor!"

Hepsi bu kadar da değil, son bir iddiaya göre olayın boyutları çok daha ciddi!

Geçtiğimiz günlerde soluk borusuna yemek kaçarak mefta olan Deniz Gezmiş ve dava arkadaşlarının idamından sorumlu emekli tuğgeneral Ali Elverdi'nin, son dönemde insani davranışlarından rahatsızlık duyduğu Arda Turan için de bir idam kararı çıkartma hazırlığı içerisinde olduğu belirtildi. Ancak buna ömrü yetmeyince, hazırladığı taslağa Bochum Savcılığı el koydu.

Bunun üzerine Bochum Savcılığı tarafından düzenlenen ve bir kopyasını ele geçirdiğimiz belgede, Arda'nın şimdiye kadarki vukuatlarının toplu olarak yer aldığı tam 2227 sayfalık bir iddianameye rastladık. İddianame'nin hem Almanca orijinal metni, hem de Türkçe çevirisi elimizde mevcut...

Bundan sonra hukuki sürecin nasıl ilerleyeceği merak konusu. Arda'nın sistem karşıtı hareketlerinden dolayı yakın bir zamanda sınır dışı edilmesi gündemde! Arda'yı kabul etmeye hazırlanan devletlerin başında ise İngiltere, Almanya, İtalya ve İspanya geliyor. Liverpool savcısı Arda'nın durumu için: "Burada çok açık bir insan hakları ihlali var. Hiçbir birey, davranışları ve özel hayatı yüzünden ipe götürülemez. Gerekirse Arda'ya vatandaşlık veririz" dedi.


Arda hakkındaki gelişmeler böyleyken, Beşiktaş maçında penaltı noktasında kazı çalışması yapan Bilica'ya ise federasyon herhangi bir ceza verme gereği duymadı. Olayın aslının sanılandan farklı olduğunu açıklayan bir federasyon yetkilisi, Bilica'nın maç sırasında sıkıştığını ve topun karşı kalede oynandığı bir sırada, gözlerden uzak bir şekilde penaltı noktası civarında ihtiyacını giderdiğini söyledi. Ardından penaltı kararı sonrası yapılan itirazları fırsat bilerek, futbolcuların ve hakemin uzakta olduğu bir anda pisliğinin üzerini örtmeye çalıştığını; bunun üzerine de olayı yakalayan kameralar yüzünden yanlış anlaşıldığını ifade ederek: "Böyle insani bir davranıştan ötürü Bilica'ya ceza veremezdik" dedi.


La Sporas Spor Servisi olarak, hakkındaki tüm bu olumsuz haber ve iddialara rağmen Arda Turan'ı inatla korumaya ve savunmaya devam edeceğiz. Çünkü hiç yüz yüze gelmemiş, hiç tanışmamış olsak da;

Biz Birbirimizi Biliyoruz!

Read more...

Başımıza Taş Yağacak; Ya Da?

19 Nisan 2010 Pazartesi


“I totally agree when they say that Barcelona president Joan Laporta did better in choosing Guardiola than me. He’s certainly the best coach for Barca, and, as I told him myself in person, I hope he will continue as coach of Barca forever.”

“Guardiola can be considered the best coach in the world because he won everything last season. If I win everything again I can be considered the best. The best coach is the one who wins most.”

Jose Mourinho, Barca-Inter Şampiyonlar Ligi eşleşmesi öncesi kendinden beklenmeyecek açıklamalar yapmış. Laporta onun yerine Guardiola'yı getirmekle doğru seçim yapmış falan. Guardiola dünyanın en iyi teknik direktörüymüş, çünkü geçen yıl tüm kupaları kazanmışmış.

Buradaki tek Mourinho'msu cümle: "Eğer yeniden herşeyi kazanırsam, en iyi olduğumu düşüneceğim"

Mourinho ya insafa geldi; ya da yine bir cinlik peşinde...

Read more...

Portland'ın Tokadı

Sezon başında yüklü bir kontratla transfer edilen Andre Miller için, yıl boyunca gitti gidecek deniyordu. İlk günlerde kontratının hakkını veremeyen oyun kurucu, belki de tüm NBA'de takas edilmesi en muhtemel adamdı. Ama takımda kaldı.

3 yıl önce 1 numaradan draft edilen Greg Oden, potansiyeliyle NBA'in en gözde pivotlarından biri olma yolundayken, üst üste yaşadığı sakatlıklar sonucu son yılların en büyük hayal kırıklıklarından biri haline geldi.

Peşine bir diğer pota altı oyuncusu Joel Pryzbilla da sakatlandı.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, bir de tam play-off arifesi Portland'ın en olmazsa olmazı, bir tanecik skoreri Brandon Roy sakatlandı.

Herkes ev sahibi avantajına da sahip olan Phoenix'in seriyi 4 maçta bitireceğini düşünürken Portland gitti, ilk maçı deplasmanda kazandı. Üstelik bunu ligin en yavaş tempoda oynayan takımlarından biri olarak, ligin en hızlı hücum takımlarından birine karşı başardı.

Portland Trail Blazers, dün gece buranın play-off olduğunu, hiçbir zaman hiçbir takımın pes etmeyeceğini, şartlar ne olursa olsun varını yoğunu sahaya koyacağını herkese gösterdi. Bu arada Andre Miller, Steve Nash'e karşı 31 sayı, 5 ribaund, 8 asistle oynadı!

Read more...

Futbolun Katilleri

Bilica, Lugano, Emre ve Volkan... Bu dört "sözde futbolcu" içlerinde en ufak bir sportmenlik taşımadığını defalarca kanıtlamış ve dün gece de beklentileri boşa çıkarmamış adamlardır. Bu heriflerin spor ve insaniyet namına en ufak bir erdem taşıdığını iddia eden kişilerle gerekirse günlerce tartışırım.

Hayatımda bu kadar sinirlendiğim günlerin sayısı azdır. Bu adamlar sağ olsunlar, bu gece bunu başardılar. Alın şampiyon olun, insan olamadıktan sonra bir önemi yok.

Bu söylediklerimin taraftarlıkla uzaktan yakından ilgisi yok. Başka takımlarda da elbet böyle herifler var. Ancak neredeyse her maç bir adiliğe imza atan başka bir takım yok.

Turkcell Fair-Play Ligi diye bir uygulama var. Oraya bakarsanız Fenerbahçe'nin sondan 3. sırada olduğunu görürsünüz. Üstelik kartın ne zaman gösterileceğinden bir haber, bu dengesiz hakemlere rağmen!

Bu gece, benim için futbolun gözümde anlamını yitirdiği bir akşam oldu. Bir süre marka değeri batasıca ligimiz hakkında hiçbir yazı yazmayacağım.

Read more...

Play-Off'larda İlk Gün

18 Nisan 2010 Pazar

2010 NBA Play-Off'ları dün gece start aldı. Ev sahibi avantajı olan takımlar, ilk maçlarda rakiplerini yenmeyi başardılar. En çok zorlanan ev sahibi Boston Celtics'ti. Hatta o kadar zorlandılar ki, Kevin Garnett sinirlerine hakim olamadı ve Quentin Richardson'a dirseği patlatıp maçtan atıldı. Gerçi play-off'ların özünde olan gerginlik, genel olarak tüm maçlarda kendini gösterdi. Teknik fauller havada uçuştu.

Boston Celtics 1-0 Miami Heat

Miami, bir ara 10 sayı öne geçtiği maçı son çeyrekte kaybetti. Skor anlamında sakatlıktan dönen Jermaine O'Neal ve forvet Mike Beasley'in (toplamda yalnızca 14 sayı) her zaman olduğu gibi beklentilerin altında kalması sonucu, savunma gayreti ve Wade'in 26 sayı, 8 ribaund, 6 asisti bir işe yaramadı. Son çeyrek skoru ise daha bir acayip: 21-10 Boston Celtics lehine!

Sonuç olarak Boston Celtics evindeki ilk maçı 85-76 kazanarak, Doğunun 4. ve 5.'sinin eşleşmesinde öne geçen taraf oldu. İkinci maçta Jermaine O'Neal ve Beasley bir sürpriz yapıp aklına başına alır, en azından toplamda bir 30 sayılık katkı yaparlarsa Miami evine saha avantajını ele geçirerek dönebilir. Savunmada bir problem yok çünkü; Heat gerçekten savunmada çok iyi yardımlaşıyor. (Ray Allen'ı 8 sayıda tuttular örneğin)

Denver Nuggets 1-0 Utah Jazz

Doğunun 4-5 eşleşmesinden Batının 4-5'ine geçelim. Bir play-off karşılaşmasından beklenmeyecek kadar yüksek skorlu geçen maça (126-113) Carmelo Anthony'nin 42 sayıyla play-off kariyer rekorunu kırması damga vurdu. Üstelik Carmelo, bunu 18/25 gibi akıl almaz bir saha içi isabet oranıyla yaptı. Denver'da Carmelo dışında 5 oyuncu daha çift haneli skor üretince, galibiyet çok da zor olmadı. Aslında daha zor olabilirdi; ancak Memo'nun ilk yarıda aşil tendonundan sakatlanması (zaten hafif sakatlığı vardı, yaşadığı bir pozisyon sonrası nüksetti) Utah'ın hesaplarını bir ölçüde bozdu. Zaten pota-altında üstünlüğü olan Denver böylece ipleri tamamen eline aldı. Yine de Deron Williams'ın 26 sayı-11 asisti Utah'ı 3 çeyrek oyunda tutsa da, son çeyrekte Carmelo öldürücü darbeyi vurdu. Şuursuz skorer J.R Smith'in dengesizliğinin bu maçlık işe yaraması sonucu, onun da yardımıyla 4 dakika kala maçı bitirdiler.

Memo'nun sakatlığı nedeniyle sezonu kapadığı açıklandı. Bir diğer sakat Kirilenko da dönene kadar Utah'ın yeni bir planlama yapması gerekiyor. Jerry Sloan artık muhtemelen hesaplarını kendi sahasında oynayacağı 2 maçın üzerine yapıyordur. Yani Denver Pepsi Centre'da 2-0 yaparak Salt Lake City'e giderse, Utah zaten kazanması gereken iki maçı artık ne yapıp edip kazanmak zorunda kalacak.

Cleveland Cavaliers 1-0 Chicago Bulls

Normal sezonun son düzlüğünde Toronto'yu geriden gelip geçerek son play-off biletini kapan Chicago Bulls, Doğunun 1 ve 8 numaralı eşleşmesinde "underdog" olarak başladığı serinin ilk maçını, Derrick Rose'un 28 sayı-10 asist-7 ribaundluk muazzam performansına karşın kaybetti. Aslında ilk çeyreği kaybetti demek daha doğru olur. Skor anlamında diğer üç çeyrekte rakibiyle başabaş giden Chicago'yu yakan, Cleveland'ın ilk çeyreği 14 sayı farkla önde geçmesi oldu.

Cavs'da tüm parçalar oyuna katkı verdi. LeBron onun için vasat olarak tanımlanabilecek bir performansla 24 sayı- 6 ribaunt-5 asist üretti. Yaptığı 4 blokla da hava sahasını kapattı. Shaq da sakatlığını tamamen atlatmış gözüktü, ürettiği 12 sayıyla LeBron'a yardım etti. Mo Williams'ın 19 sayı-10 asistini de atlamayalım.

Cleveland muhtemelen evindeki 2. maçı da kazanıp Chicago'ya rahat gidecektir. Bu rahatlık United Centre'dan 1 galibiyet çalmayı sağlarsa iş en fazla 5 maçta biter. Uzak bir ihtimal olsa da, ters tepip Chicago'ya yararsa, seri 7 maça uzayabilir.

Atlanta Hawks 1-0 Milwaukee Bucks

Tüm play-off programına baktığımda, beni belki de en az çeken maçı Atlanta ilk yarıda bitirmiş. İlk yarı skoru 62-40!

Atlanta'da ilk 5 oyuncularının tamamı çift haneli skor üretmiş. Buna ek olarak yılın muhtemel 6. adamı Jamal Crawford da, 10 yıllık NBA kariyerinin ilk play-off maçında yine benchten gelerek 17 sayılık katkı vermiş.

Milwaukee tarafına baktığımızda, Bogut'un sakatlığı sonrası büyük darbe yiyen takımı beklendiği gibi çaylak gard Brandon Jennings sırtlamış. Daha doğrusu bitmek tükenmek bilmeyen egosunu, Atlanta farkı açınca tatmin etme şansı yakalamış: 34 sayı ve yalnızca 3 asist. Onlar da elinden kaçan toplardır muhtemelen...

Ersan İlyasova ise kariyerinin ilk play-off maçını, 11 sayı-6 ribaundla tamamlamış.

Evindeki bu ilk maçı 102-92 kazanan Atlanta, serinin açık ara favorisi. Cleveland ya da Orlando, Milwaukee'yle eşleşse seri 8-0 biterdi; ancak onlar muhtemelen 4-0'la geçecektir.

Read more...

Başarının Tarifi

16 Nisan 2010 Cuma


"Başarının reçetesini artık biliyoruz."

Dwyane Wade'in, Boston Celtics serisi öncesi yaptığı açıklama


Serinin ilk maçı cumartesi gecesi "the Garden"da oynanacak.

Miami Heat normal sezondaki son 8 deplasman maçının hepsini kazanmıştı.

Boston Celtics ise son 10 normal sezon maçının 7'sini kaybetti.

Son dönemde vites yükseltenle, vites düşürenin eşleşmesi olacak bir bakıma.

Normal sezonda aralarında oynadıkları 3 maçı da Celtics kazanmıştı. Bakalım Wade ve Miami'nin tarifi bu kez işe yarayacak mı?

Biz inanıyoruz!

Read more...

Arda Hakkında

13 Nisan 2010 Salı


Bugün Hıncal Uluç köşesinde Arda'yla, daha doğrusu Diyarbakırspor maçında yaşananlarla ilgili bir yazı yazmış. Yazının içinden bazı pasajlar seçtim; yazının genelinde katılmadığım noktalar olmakla birlikte, Arda için söylediklerinin altına imzamı atarım:


Bu ülkede, futbolu, insanlığı, sevecenliği ve özel yaşamıyla örnek olması, omuzlarda taşınması gereken Arda'yı hem de Galatasaraylı olduğunu iddia eden güruh yıkmak istedi, fanatik Fenerli medya ile adeta işbirliği yaparak..

Arda dünya çapında bir futbol yıldızı. Messi kimlerden, nasıl pas alıyor, Arda kimlerden?. Messi kimlere pas veriyor, Arda kimlere?. Messi Galatasaray'da, Arda Barcelona'da oynasa ne olurdu bir düşünmeyi deneyin..

Ama bizde kahrolası bir yabancı hayranlığı var... Brezilya milli takımına yedek bile çağrılmayan Alex'i yüceltirken, bizim çocuğumuz Arda'yı yok etmek için elden geleni yapmak var..

Tabii sebep sadece Arda'nın bizden olması değil. Galatasaraylı olması da suç.. Bakın Volkan hem de borç harç Bentley alıyor.. Bentley.. En lüks ve en pahalı otomobil.. Arda arabası için yerden yere vurulurken, Fener kalecisinin adı sayfalarda yok..

Arda, tüm futbolculara örnek bir özel yaşam sürdürüyor. Harika bir sevgilisi, pırıl pırıl bir yaşamı var. Durmadan magazin malzemesi yapılıyor ki yıpransın. Bin beter yaşayan Fenerliler korunur ve saklanırken..

Bu fanatik Fener medyasına karşı Arda'yı koruması gereken Galatasaray yöneticileri, teknik kadrosu ortada yok. Başkan Adnan Polat, Arda için ağzını açmıyor. Futbol sorumlusu Haldun Üstünel, sözde futbolun profesyonel yöneticisi Adnan Sezgin, Galatasaray kaptanına sahip olma çabası içinde görünmüyorlar.

Yetmiyor, bir sözde Galatasaraylı tribün güruhu da "Bizim niye Ardamız yok?" diye kahrından ölen rakiplerin ekmeğine yağ sürerek Arda'ya saldırıyor. Yok etmek istercesine..

*Yazının tamamı için tıklayabilirsiniz


Artık bir Arda yazısı yazmam şart oldu. Yakında...

Read more...

Kısa Bir "Messi" Arası

9 Nisan 2010 Cuma

Vizeler nedeniyle, yaklaşık bir 10 gün yazı girmem zor gözüküyor. O zamana kadar, size biraz "Messi" verelim ve El Clasico'yu da hatırlatalım:

Real Madrid - Barcelona (10 Nisan Cumartesi- 23.00 NTV)

Read more...

Hay Senin Zamaro'na!

Star TV, "lütfedip banttan verdiği" Wolfsburg-Fulham Avrupa Ligi çeyrek final maçını, yine bir şekilde sabote etmeyi başardı. Spiker Emre Tilev maçın başından beri Fulham'ın santrforu 40 yıllık "Bobby Zamora"ya inatla "Zamaro" deyip duruyor çünkü!

İşin kötüsü Zamora daha 20. saniyede gol attı ve top sürekli onun ayağına geliyor!

Bir spor karşılaşması izlerken en tahammül edemediğim şey, bir oyuncunun adının inatla yanlış söylenmesidir. Hadi diyelim, futbolcuyu tanımıyorsun eyvallah... Ya da telaffuzu çok zor olan bir isim olabilir, ona da eyvallah... Ama sen spikersin kardeşim; çeyrek finale gelmiş takımın futbolcusunu bilmiyorsan da kabahat, İngiliz bir adamın ismini doğru telaffuz edemiyorsan da...

O da olmadı formasına yakın çekim yaptı kamera kaç kere, bari formada yazan isimden çöz işi...

Bu Star paratoner gibi bütün defolu spikerleri kendinde topluyor. Kapadım maçı, lanet olsun..

Roy Hodgson'dan özür diliyorum!

Emre Tilev efendi, al sen de öğren Zamora nasıl telaffuz ediliyormuş!

Read more...

Bir Gecede İki Poster

8 Nisan 2010 Perşembe

NBA'de dün gece, yılın en iyi smaçları arasına girebilecek kalitede iki hareket izledik. Bugün posterler basıma hazırlanıyordur, yakında piyasaya sürülür.

Önce Caron Butler, Memphis'in sıkıntılı bir sezon geçiren Tanzanyalı çaylak pivotu Hasheem Thabeet'e: "Sen biraz daha NBDL'de kal!" dedi.



Ardından bir başka maçta New Orleans Hornets'in çaylak skoreri Marcus Thornton, etkileyici bloklarıyla bilinen Gerald Wallace'a: "Git biraz daha çalış!" dedi.

Read more...

Lionel Messi Ne Demek?

7 Nisan 2010 Çarşamba


Bir Şampiyonlar Ligi maçında 4 gol atmak, ne demek?

Bir Şampiyonlar Ligi "Çeyrek Finali"nde 4 gol atmak, ne demek?

Bir Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali'nde "Arsenal'e karşı" 4 gol atmak, ne demek?

Arsene Wenger'in 4-1 kaybettiği bir maçın ardından neşeyle Messi'den bahsetmesi, ne demek?

Antipatiklik derecesinde kendine güveni olan Sergio Ramos'un: "Messi'yle karşılaşmak, en iyi ile karşılaşmak anlamına geliyor" demesi, ne demek?

Bugün Messi dünyanın her yerinde insanların güne mutlu başlama nedeniyse,

Bir maçta 5 kez çalım attığı bir rakip futbolcu bile ona karşı en ufak bir kızgınlık duymuyorsa,

Ve böyle bir oyuncu, sanki tüm bunları yapan kendisi değilmiş gibi en ufak bir böbürlenme belirtisi bile göstermiyorsa,

Biz gerçekten çok şanslıyız demektir.

Bize Messi'yi izletmeyen Doğan Grubu'nu da, vicdanlarıyla başbaşa bırakıyoruz...

Bu arada saçma bir soru olacak ama, o attığın 3. gol neydi ya öyle?

Read more...

Rijkaard Hakkında Son Yazı

6 Nisan 2010 Salı

Şampiyonluk konusunda konuşmayacağım. Şu an Galatasaray için şampiyonluktan çok daha önemli şeyler var çünkü. Yine de inatla şampiyonluk muhabbeti yapacaklar için söyleyeyim: O şampiyonluk, Trabzon deplasmanında Emre Güngör'ün kaptırdığı toptan sonra gitmişti zaten.

Frank Rijkaard konusundaysa, sadece bir örnek üzerinden konuşacağım: Sene başında Galatasaray hem Süper Lig'e, hem de Avrupa Ligi'ne muhteşem bir giriş yapmış ve herkes Galatasaray'ın futbolundan ağzından sular akıta akıta bahseder olmuştu. Hatta Galatasaray'ın zamanla daha iyi olabileceği bile söyleniyordu. O zaman takımın başında yine Rijkaard vardı. Yani o futbolu oynatan adam aynı Rijkaard'dı.

Galatasaray sezonu erken açtığı için, yılın sonuna doğru formu düştü bahanesine falan da sığınmayacağım.

Bence Galatasaray'ın futbolunda sezon başıyla, şu an arasındaki en büyük farklılık: İstek ve sorumluluk duygusu. Galatasaray'da Arda dışında sorumluluk alan başka bir futbolcu yok. O da 3 maçtır yoktu.

Sezon başında Rijkaard müthiş bir rüzgarla göreve gelmişti. Bu rüzgar futbolcusundan masörüne kadar tüm takıma yayılmıştı. Tüm futbolcular, artık yeni bir döneme girildiğinin farkındaydı ve Rijkaard'a büyük saygı duyuyorlardı. Sahada da Rijkaard'ın 4-3-3'ünü yeni bir yola girmenin, yeni şeyler denemenin verdiği istekle eksiksiz uygulamaya çalışıyorlardı.

Fakat bazı futbolcular sezon başından beri gerek kendi kafa yapılarından kaynaklanan nedenler, gerekse ellerinde olmayan nedenlerden (oyun karakterleri) dolayı sisteme ihanet ediyorlar. İsimlerini bir kaç kez vermiştim, yine vereyim: Mehmet Topal, Servet Çetin, Hakan Balta, Ayhan Akman ve Sivasspor maçında rakibine tekme atmayı bile beceremeyen (kesinlikle çok aşağılık bir hareketti!) Barış Özbek...

Şimdi işler tersine dönmüş durumda. 4-3-3 Galatasaray'ın ekolü haline gelecekken, yani Rijkaard beklendiği gibi "devrim" yaratacakken, Rijkaard devrimi kendi içinde yaptı ve Sivasspor karşısında 4 ön liberoyla sahaya çıktı. Ondan, bir fire vermesini bekleyen aç kurtları da sevindirdi.

Bundan sonra söyleyecek fazla birşey yok. Şampiyonluk şu an "en önemsiz" şey. Bir şampiyonluk kaybedersiniz, ama gelecekte o size "şampiyonluklar" olarak geri döner.

Rijkaard, 4-3-3'e gerekirse altyapı futbolcularıyla oynayarak devam etmeli, kamp yapmamalı, kısacası kendi doğrularından hiçbir şekilde taviz vermemeli; ve Adnan Polat'ın dediği gibi, en az bir sezon daha takımın başında kalmalı. Ama bu takımın değil!

Ancak o zaman sorun Rijkaard'da mı, değil mi ortaya çıkar.

Read more...

Hedo'yu Türkiye'ye Getirmek

5 Nisan 2010 Pazartesi


Toronto Raptors elde ettiği 3 maçlık galibiyet serisini, dün gece evinde Golden State Warriors'a karşı aldığı mağlubiyetle sonlandırdı. Play-Off'a kalma mücadelesi veren bir takım için, evinde ligin en dağınık takımı Golden State'le oynamaktan daha rahat bir durum olamaz. Ancak Toronto, Air Canada Centre'ı dolduran taraftarlarını bir kez daha dumura uğrattı ve maçı 113-112 kaybetti. Play-Off'un son bileti için çekiştiği Chicago Bulls'la da, arasındaki fark bir maça indi.

Toronto maç boyunca geriden gelen taraftı. İlk çeyreği 37-24 yenik kapadıktan sonra farkı azaltmak için sarfettikleri çaba ancak son çeyrekte sonuç verdi. Kötü oyuna rağmen, maç yine de Bosh ve Toronto'ya göz kırptı. Önce maçın bitimine 11 saniye kala Golden State'in "ince bilekli" gardı Stephen Curry kendinden beklenmeyecek şekilde 0/2 faul attı. Ardından Bosh 2/2 atıp farkı bire indirdi. 3 saniye kala Golden State topu pota altından oyuna sokarken Sonny Weems araya girip topu Bosh'a kazandırdı. Fakat Chris Bosh kariyerinin en rahat basketlerinden birini yapabilecekken, son saniye stresi "G Kuvveti" etkisi yarattı. Bakalım neler olmuş:

Hidayet Türkoğlu, koçu ve taraftarlarla arası bozulduğundan bu yana bir kez daha benchten geldiği ve yalnızca 20 dakika süre aldığı maçı: 8 sayı, 4 ribaund, 3 asistle tamamladı. İşin daha da düşündürücü tarafı, maçın en kritik anlarında (son saniyeler) sahada olmamasıydı. Biz de, nasıl geçen seneki final serisinde Kobe'ye yaptığı bloktan sonra onu basketbol tanrısı ilan ettiysek; bu sezonki kötü performansından sonra da yerin dibine soktuk.

ntvspor.net'ten bir okuyucu yorumu:

"haydi hido kardeş.sana türkiye yolu gözükmeye başladı artık."


Not:
Warriors koçu Don Nelson, kariyerinin 1.332'inci galibiyetini alarak NBA'de tüm zamanların en çok maç kazanan koçu ünvanına ortak oldu.

Read more...

Haftalık Miami Heat Raporu

4 Nisan 2010 Pazar


"Repertuarımdaki herşeyi sahaya koymaya çalışıyorum. Paslaşmaktan keyif alıyorum, elimden geldiğince asist yapıyorum. Bu maçta olduğu gibi bundan sonra da, takımımın bana ihtiyacı olduğu zaman neler yapabildiğimi göstermeliyim."

Dwyane Wade'in, Indiana Pacers'ı deplasmanda uzatma sonunda yıktığı maçtan sonra söyledikleri... Wade maçı 43 sayı, 9 ribaund, 6 asistle tamamladı. Daha da önemlisi ne kadar iyi bir "clutch" oyuncusu olduğunu, maçın sonunda el üstünden bulduğu peş peşe iki kritik üçlükle bir kez daha gösterdi.

Geçtiğimiz hafta rapor yazamamıştım; ancak sağolsun Wade buna zaten gerek bırakmadı. Çünkü geçen haftadan bu yana değişen bir şey yok. Miami son 8 maçının -6'sı deplasman olmak üzere- hepsini kazandı. Wade ve Miami sezonun bu en kritik döneminde, fikstür avantajını da iyi kullanarak müthiş bir form yakaladı. (Jermaine O'Neal sakat olduğu için olabilir!) 5. 'lik için çekiştiği Milwaukee'nin de bir adım önüne geçti. Sezon boyunca Miami'nin istikrarsızlığından dem vurmuştuk. Ancak Miami'nin şampiyonluğu kazandığı 2006 Play-Off'larından bu yana edindiği çok önemli bir mizacı var. O da işler sarpa sarar gibi olduğunda ayağa kalkabilmeleri...

Bu durumun dip noktası 2007-2008 sezonuydu. Miami Heat o yıl sezonu yalnızca 15 galibiyetle tamamlamıştı; fakat hemen ertesi sezon toparlanıp yeniden (hem de 5. sıradan) play-off yaptılar. Bu da demek oluyor ki, Wade amaçladığı gibi bu yaz yanına bir süperstar getirebilirse, önümüzdeki sezon Miami 4 yıl aradan sonra yine zirveye oynayan bir takım olabilir.

Miami'nin 4'ü bu hafta olmak üzere oynadığı, son 7 maç:

New Jersey 89-99 Miami
Chicago* 74-103 Miami
Milwaukee* 74-87 Miami
Miami 97-94 Toronto*
Detroit 81-98 Miami
Indiana 96-105 Miami
Minnesota 84-97 Miami

*Play-Off yolunda çekişilen rakipler

Ligdeki Durum:

Miami Heat, Doğu Konferansı'nda 43 galibiyet-34 mağlubiyetle Milwaukee'nin 1/2 maç önünde 5. sırada... Şu anki tabloda Miami sezonu 5. bitirirse Boston'la, 6. bitirirse Atlanta'yla eşleşecek. Atlanta'ya geçtiğimiz yıl play-off ilk turunda elenmiştik; bu yılsa normal sezonda oynanan maçlarda üstünlüğümüz var. Atlanta Hawks hem onlarla bir hesabımız olması, hem Boston'a nazaran zorluk bakımından daha uygun rakip.

Haftanın Performansı:

Deplasmanda uzatma sonunda kazanılan Indiana Pacers maçında; 12/19 iki sayı, 2/3 üç sayı, 13/17 serbest atış isabetiyle 43 sayı (daha bitmedi!), 9 ribaund, 6 asist, 3 top çalma ve 3 blokla oyanayan kaptan Dwyane Wade. Wade formunu dün gece Minnesota karşısında da sürdürdü ve 39 sayı, 8 ribaund, 6 asistle oynadı. Back to Back=41 sayı ortalama!

Haftanın Olayı:

Dün gece Minnesota galibiyeti dönüşü takımı taşıyan uçak, Chicago'ya acil iniş yapmak zorunda kalmış. Detayları tam bilmiyorum; ancak sanırım yardımcı pilot rahatsızlanmış (şeker komasına girmiş) ve diğer pilot uçağı mecburen en yakın havaalanına indirmiş. Rahatsızlanan pilot hastaneye yetiştirildikten sonra uçak yeniden havalanmış ve takım Miami'ye sağ salim varmış.

D-Wade'in Twitter mesajı: "Hepimiz pilot için dua ettik. Komaya girdi, tanrı ona ve ailesine yardım etsin"...

Haftanın Hareketi:

Dwyane Wade'in Indiana maçında, 5 kişinin arasından yaptığı müthiş crossoverla çıkarak bulduğu sayı. Klasik bir Wade basketi:


link

Read more...

NCAA'de Final Four Öncesi

3 Nisan 2010 Cumartesi


NCAA turnuvasında "Mart Çılgınlığı" artık yerini, şampiyonun belli olacağı Final Four'a bıraktı. 64 takımın katıldığı turnuvada birçok seribaşı elendi, Sindirella Hikayesi'ni yazan takım Butler oldu. Butler mütevazi bir okul olmasına rağmen tüm turlarda favori takımları elemeyi başardı ve adını son 4'e yazdırdı. Tarihlerinde şimdiye kadar sadece 10 kez NCAA Turnuvası'na katılmayı başardılar ve en büyük başarıları son 16'ya kalmak oldu. Butler Bulldogs, tamamen takım oyununa ve pasa dayanan bir sistemle oynuyor. Bireysel anlamda yıldızları yok diyebiliriz. Zaten şu anda NBA'de forma giyen Butler çıkışlı bir tane bile oyuncu bulunmuyor. Takım oyunu bir nevi onların mizacı..

Butler'ın Final Four'daki rakibi Ortabatı Grubu'ndan gelen Michigan State olacak. Michigan St. tecrübeli koçu Tom İzzo yönetiminde özellikle son 10 yıla damga vurmuş bir takım. Zira bu, 1999'dan bu yana oynadıkları 6. final four olacak. Geçtiğimiz yıl, finalde North Carolina'ya kaybetmişlerdi. Bu sezonki Final-Four'u ise, önceki turda Tennessee karşısındaki maçta, son saniyede kaptanları Raymar Morgan'ın serbest atıştan bulduğu galibiyeti getiren sayıya borçlular.

Diğer taraftaki yarı final eşleşmesi Duke ve West Virginia arasında... Koç Mike Krzyzewski yönetiminde 11. kez Final Four oynayacak olan Duke'un tarihinde 3 şampiyonluk var. Son şampiyonluklarını 2001 yılında, şu anda NBA'de Houston Rockets forması giyen Shane Battier ve Utah Jazz'ın yıldızı Carlos Boozer önderliğinde kazanmışlardı. Son Final-Four'ları ise 2004 senesindeydi. Duke Blue Devils, son 4'e kalan okullar arasında seribaşı olan tek takım ve "doğal" favori. Yani onlar diğer seribaşları Kentucky, Kansas ve Syracuse'un aksine herhangi bir kazaya uğramadan buraya gelmeyi başardılar.

West Virgina uzun bir aradan sonra Final-Four bileti almayı başardı. Bu o kadar uzun bir ara ki, 50 yıldan fazla! Son Final-Four'larını 1959 yılında oynamışlar. Bu sezonsa Big East konferansını Syracuse'un ardından 2. sırada bitirip NCAA turnuvasına katılmayı başardılar. 31 galibiyetle tarihinin en parlak yılını geride bırakan West Virginia Mountaineers, aynı zamanda 10 maçtır yenilgi yüzü görmedi. West Virginia'nın kadrosunda bir de Türk, Efes Pilsen altyapısından yetişen Deniz Kılıçlı yer alıyor. Ancak fazla forma şansı bulduğu söylenemez. 2.06 boyundaki pota altı oyuncusu, bu sezon yalnızca 14 maçta forma giydi ve ortalama 6 dakika süre aldı. Yine de, onu Final-Four'da izleme ihtimalimiz az da olsa mevcut.
NBA draftında seçilmesi beklenen yıldız adaylarına bakacak olursak, ilk göze çarpan isimler West Virginia'nın forvet ikilisi Devin Ebanks ve De'Sean Butler. İki oyuncunun da bu yıl draftta seçilmesi bekleniyor. Final-Four'da gösterecekleri başarı, onların NBA şanslarını şüphesiz arttıracaktır. Özellikle Ebanks atletizmi, çabukluğu ve oyunun savunma tarafındaki başarısıyla ön plana çıkıyor. Butler'ın yetenekleriyse daha çok oyunun hücum tarafında; çünkü potansiyeli olan, iyi bir skorer.

Butler'ı uzun süre sonra NBA'de temsil etmesi beklenen oyuncu Gordon Hayward. 2.03 boyundaki forvet çok iyi bir şutör. Hem 3 hem de 4 numara oynayabildiğinden eşleşme problemi yaratıyor. Fakat atletizmi ve pota altında pek etliye sütlüye karışmayan yapısı, onun hakkındaki en büyük soru işareti.

Şampiyonluğun favorisi Duke'un en önemli ismi 2.06'lık forvet Kyle Singler. Kyle Singler hem savunmadaki hırsı, hem hücumdaki liderlik meziyetleri göz önüne alındığında Duke'un olmazsa olmazı. Müthiş bir şutör olan Singler'ın, NBA için atletizmi ve çabukluğunun yeterli seviyede olmadığını söyleyebiliriz. Bu yüzden kolejde 3. yılını geçiren oyuncunun, drafta girmesi durumunda 2. turdan seçilmesi bekleniyor.
Singler'ın yardım aldığı isimler, okulda son yılını geçiren tecrübeli gard John Scheyer ve atletik skorer Nolan Smith. Scheyer çok önemli bir şutör. Özellikle kritik anlardaki soğukkanlılığı ve aldığı sorumluluk onu Duke'un can simidi yapıyor. Bu üçlü bu sezon 600'er sayıyı geçerek, bu alanda 2001-2002 sezonunda Jay Williams, Carlos Boozer (Utah Jazz) ve Mike Dunleavy (İndiana Pacers) üçlüsünden beri bunu başaran okul tarihindeki ikinci "trio" oldular.

Son olarak Michigan State'e göz attığımızda, sakatlığı dolayısıyla Final-Four'da oynayamayacak olan oyun kurucu Kalin Lucas en önemli yıldız adayıydı. Ancak 2. turda oynanan Maryland maçında aşil tendonundan sakatlandı ve 4-6 ay arası sahalardan uzak kalması bekleniyor.

Lucas'ın yokluğunda Michigan St.'i sürüklemesi beklenen isimler, forvetler Durrell Summers ve Raymar Morgan olacak. İki oyuncu, savunma sertliği ve ribaundlardaki başarıları haricinde skor katkılarıyla da ön plana çıkıyorlar.

Final-Four öncesi en şanslı takımlar tecrübeleriyle Michigan State ve Duke olarak duruyor. Bu iki takımdan en az birinin finale kalması kesin gibi. Kalin Lucas sakatlanmasaydı, benim şampiyonluk adayım Michigan State'di. Şu ansa iki takımın şansları eşit. Bu iki takımın ardından West Virginia geliyor.

Gelelim "Sindirella" Butler'a... Mütevazi bir okul olmalarına rağmen, elde ettikleri başarılarla herkesin sempatisini kazandılar. Ancak sempati şampiyonluğa yetecek mi? Çok zor; ama imkansız da değil...

Maç Programı:

Bu Gece NTVSpor:

01.05 BUTLER-MICHIGAN STATE
03.45 DUKE-WEST VIRGINIA

Read more...

Van Gaal ve Rijkaard

2 Nisan 2010 Cuma

İkisi de Avrupa futbolunda derin iz bırakmış iki teknik adam...

İkisi de Hollandalı...

İkisinin de Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu var.

Biri teknik adam, diğeri futbolcu olarak Ajax tarihine geçmiş isimler...

Ve ikisinin de yolu, teknik direktör olarak Hollanda Milli Takımı'ndan ve Barcelona'dan geçti.


Louis Van Gaal ve Frank Rijkaard'ın göründüğü gibi ortak noktaları çok. Rijkaard'dan önce 97/2000 ve 2002/2003 sezonlarında Barcelona'da teknik direktörlük yapan Van Gaal, Barcelona'dan ayrıldıktan (gönderildikten) sonra kariyerini yeniden ayağa kaldırmak, yeniden birşeyleri ispat etmek için AZ Alkmaar'da göreve başlamıştı. Tıpkı Rijkaard'ın Galatasaray'ı tercih ederek yapmaya çalıştığı gibi...

Louis Van Gaal geçtiğimiz sezon AZ Alkmaar'ı Hollanda Ligi'nde şampiyon yaparak amacına ulaşmıştı. Fakat bu iş bir ara takımdan ayrılmayı düşündüğü 2007/2008 sezonu dahil, 3 yılını aldı. Bir bakıma Rijkaard'ın şu an Galatasaray'da yaşadıklarını, o da kendi ülkesi olmasına rağmen Hollanda'da yaşamıştı.

Alkmaar'daki 3 sezonun ardından, Van Gaal sezon başında Bayern Münih'in başına geçti. Tıpkı Alkmaar'daki gibi Münih'teki ilk döneminde de sıkıntılar yaşasa da, bu kez süreyi kısa tutmayı başardı. Bayern Münih'i yavaş yavaş yeniden ligde zirve mücadelesinin içine soktu. Şampiyonlar Ligi'ne de kötü bir giriş yaptıktan sonra, son dakikada deplasmandaki Juventus zaferiyle bir üst tura çıktılar. Bu hafta içinde de çeyrek final ilk maçında Manchester United'ı 2-1 mağlup ettiler.


Gerçi ben bunları niye yazıyorum ki? Rijkaard'ı şimdiye kadar 4-5 kez gönderdik zaten...

Read more...

Özlü Sözler Haftası


"Ben ve ekibim sezon başında bir gemiye bindik. Amacımız bu gemiyi batırmadan limana sokmaktır."

Antalyaspor Teknik Direktörü Mehmet Özdilek


"Fenerbahçe'nin rakibi yine Fenerbahçe'dir."

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım


"Başarılarımızı, kartal bakışlarımızı ileriye çevirerek elde edeceğiz."

Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören


Bunlar ilk anda dikkatimi çekenler, kaçırdıklarım-yazmayı unuttuklarım da olabilir!

Read more...

Play-Off'lara Doğru Son Durum

1 Nisan 2010 Perşembe

NBA'de normal sezonun bitmesine 15 günden az bir zaman kala, Play-Off yolcuları belli olmaya başladı. Batı Konferansı'nda, lig liderliğini ve dolayısıyla olası bir final serisinde saha avantajını bir mucize olmazsa LeBron'lu Cleveland'a kaptıracak Kobe'nin Lakers'ının yanısıra Dallas, Utah, Phoenix, Denver ve Portland şu anda Play-Off'u garantilemiş durumda. San Antonio Spurs ve Oklahoma City Thunder da Cuma gecesi oynanacak maçların sonuçlarına göre, zaten %90 olan şanslarını resmi olarak tasdik ettirebilirler.


Doğudaysa LeBron, Dwight Howard, Joe Johnson ve Paul Pierce'ın takımları 17 Nisan'da başlayacak Play-Off'lar için yerlerini ayırtmış durumda. Ersan'ın takımı Milwaukee ve Wade'in Miami'si arasında 5.'lik mücadelesi var. Bu iki takım henüz matematiksel olarak işi garantilememiş olsalar da, eşleşmeleri muhtemel takımlar Boston Celtics ve Atlanta Hawks hakkında derslerini ufaktan çalışmaya başlamışlardır bile...

Milwaukee ve Miami'nin ensesinde Larry Brown'un Charlotte Bobcats'i bulunuyor. Koç Larry Brown Charlotte için bayağı bir uğraştıktan sonra, majesteleri Michael Jordan'a kulübün başkanı olması şerefine bir Play-Off sunacak bir terslik olmazsa...

Doğuda Play-Off'un son bileti için ise büyük bir çekişme var. Şu anda Hedo'nun takımı Toronto Raptors, Chicago Bulls'un 2 galibiyet önünde 8. sırada. İki takımın da 8'er maçı kaldı. Air Canada Centre'da da bir randevuları var. O maç düğümü çözebilir. Toronto'nun, Chicago'yla içeride oynayacak olmasının dışındaki bir diğer avantajı fikstürünün rahatlığı...

Chicago'nun peşinden sıralanan 7 takım ise gelecek sezonun hesaplarına çoktan başladılar. İlk hedefse, Kentucky'nin yıldız adayı gardı John Wall'ü kadroya katmak için draftta ilk sıra seçim hakkını elde edebilmek olacak.

Read more...

İLETİŞİM

mussano90@hotmail.com


KATKIDA BULUNANLAR

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP